Tam yüz yıl önce bugünlerde, Bakü’nün tarihi İsmailiye Sarayı’nda Türk dünyasının kaderini değiştirecek bir meşale yakılıyordu.
26 Şubat - 6 Mart 1926 tarihleri arasında düzenlenen I. Bakü Türkoloji Kurultayı, Adriyatik’ten Çin Seddi’ne kadar uzanan devasa bir coğrafyanın dilini, alfabesini ve ortak geleceğini masaya yatırmıştı.
Bugün, bu tarihi zirvenin üzerinden tam bir asır geçti.
Bilimin ve Heyecanın Zirvesi
Kurultay, o dönem için imkânsıza yakın bir buluşmayı gerçekleştirmişti. Türkiye’den giden heyet, genç Cumhuriyet’in kültürel vizyonunu Bakü’ye taşımıştı. M. Fuad Köprülü, Hüseyinzâde Ali Bey, Macar âlim Mesaroş Yola ve Avusturyalı Paul Wittek...
Bu dört isim, Türk kültürünün sadece Türklerin değil, dünya bilim mirasının bir parçası olduğunun canlı kanıtı gibi oradaydılar.
Özellikle Latin alfabesine geçiş üzerine yapılan tartışmalar, 1928’de Türkiye’de gerçekleşecek olan Harf Devrimi’nin de fikri laboratuvarıydı. Kurultay salonunda yükselen ses, "Dilde, fikirde, işte birlik" düsturunun 20. yüzyıldaki en gür yankısıydı.
Madalyonun Karanlık Yüzü: Aydınlar Kırımı
Ancak tarihin tozlu sayfalarını biraz daha karıştırdığımızda, 1926 Kurultayı’nın sadece bir bilim şöleni değil, aynı zamanda trajik bir "sonun başlangıcı" olduğunu görürüz. Ankara ve İstanbul’dan giden delegeler evlerine sağ salim dönüp Türk akademik hayatını inşa etmeye devam ederken, onları Bakü’de alkışlarla karşılayan soydaşlarının kaderi aynı olmadı.
1930’ların sonuna gelindiğinde, kurultayın yerel delegelerinin birçoğu "Pantürkist" ya da "halk düşmanı" suçlamalarıyla Stalin rejiminin kurbanı oldu. Bakü’de ortak bir dil hayali kuran o parlak beyinlerin birçoğu, ya kurşuna dizildi ya da Sibirya’nın soğuk kamplarında yok edildi. Yani 1926, hem büyük bir vuslatın hem de büyük bir tasfiyenin eşiğiydi.
Bir Asır Sonraki Muhasebe
Bugün 2026 yılındayız. Bir asır önce atılan o imzalar, alfabe oyunları ve çekilen acılar arasında geçen 100 yılın sonunda, Türk dünyası yeniden "ortak bir payda" arayışında. Bakü’de yarım kalan o büyük rüya, bugün Türk Devletleri Teşkilatı çatısı altında, dijitalleşen dünyanın imkânlarıyla yeniden canlanıyor.
Sonuç olarak; Bakü Türkoloji Kurultayı’nı anmak, sadece geçmişi yad etmek değildir. O, bir milletin her türlü baskıya ve coğrafi kopukluğa rağmen "kendisi kalma" iradesinin anıtıdır. 1926’da İsmailiye Sarayı’nda tartışılan "ortak alfabe" ve "ortak terim" meselesi, bugün hâlâ masamızdaki en hayati mesele olmaya devam ediyor.
Yüz yıl önce Bakü’de bir araya gelen o seçkin zekâlara olan borcumuzu, ancak onların kurduğu köprüleri daha sağlam inşa ederek ödeyebiliriz.