Türkiye’de milyonlarca insan için hayat, ayın kaçında maaşın bittiğini hesaplamakla geçiyor. Çünkü asgari ücret, artık bir “geçim ücreti” olmaktan çıkmış durumda. Resmi rakamlarla artırılıyor, ama gerçek hayatta her geçen gün biraz daha eriyor.
Bugün asgari ücret, açlık sınırının kıyısında; yoksulluk sınırının ise çok gerisinde. Buna rağmen kira artıyor, market fiyatları artıyor, faturalar artıyor. Artmayan tek şey, asgari ücretlinin yaşam standardı.
Sorun yalnızca rakamın düşüklüğü değil. Asıl mesele, asgari ücretlinin sistem içinde görünmez kılınması. Vergi yükü yine onun sırtında. Enflasyon karşısında korunmuyor. Sosyal destekler ise pansuman tedbirlerden öteye geçmiyor.
Asgari ücretle çalışan biri için artık hayal kurmak lüks. Ev kurmak hayal, çocuk büyütmek risk, geleceği planlamak imkânsız. İnsanlar çalışıyor ama yoksullaşıyor. Emek var, karşılığı yok.
Daha vahimi şu: Asgari ücret belirlenirken masada bu ücretle yaşayan işçi yok. İşveren var, devlet var; ama geçinemeyen milyonlar yok. Dahası, işçinin hakkını savunması gereken sendikalar da fiilen masada yok.
Buradan açıkça soruyorum:
Eğer “benim gücüm yetmiyor” diyecekseniz, çıkın bunu açık açık söyleyin.
Bunu bile söyleyemiyorsanız, sizin sendika başkanı olmanızın espirisi nedir?
Madem işçinin hakkını savunamayacaksınız,
madem itiraz edemeyeceksiniz,
madem masada etkisiz bir figür olmaktan öteye geçemiyorsunuz;
Ya işinizin hakkını verin,
ya da o makamları terk edin.
Çünkü o koltuklar susmak için değil, mücadele etmek içindir.
İşverenleri anlamakta da ciddi zorluk çekiyoruz. Asgari ücret nedir arkadaş? Şu ekonomik şartlarda bir işçiye asgari ücret teklif etmek, kimse kusura bakmasın, düpedüz küfretmektir.
Hem neden adı asgari ücret? Çünkü bu bir taban fiyatlamasıdır. Yani en alt sınırdır. Bunun üstüne çıkmak yasak değil; tam tersine insani bir sorumluluktur.
Cebinizde akrep mi var be kardeşim?
Her şeyi devletten beklemeyin. Biraz da siz fedakârlık edin.
O emekçi gece demeden, gündüz demeden sizin işiniz için mücadele etmiyor mu?
Bir de başka bir kesim var ki; asgari ücretin bir tık üstünde maaş veriyor gibi yapıp, çalıştırdığı işçinin GSS ve sigorta primlerini hâlâ asgari ücretten yatırıyor.
Hem devletten vergi kaçırıyor,
hem işçinin geleceğinden çalıyor.
Evet evet, yanlış duymadınız: çalıyorlar.
Çünkü bu düpedüz hırsızlık değil de nedir, sorarım sizlere sevgili okurlar?
Üstelik bu konuda mail adresime gelen yüzlerce şikâyet var.
İnsanlar açıkça şunu söylüyor:
“Ne olur ismimizi geçirmeden haber yapın, işimizden oluruz.”
Buradan açıkça duyuruyorum:
Bu meseleyle ilgili… ilgili kurumlarla ortak bir çalışma başlatacağız.
Hem vergi kaçıran, hem vatandaşın geleceğinden çalan bu firmalarla ilgili kapsamlı bir çalışmamız olacak.
Bu da buradan kamuoyuna ilanım olsun.
Asgari ücretli yok sayılıyor. Sadece ekonomik olarak değil, sosyal ve siyasal olarak da. Oysa bu ülkenin yükünü taşıyanlar; sabahın köründe servise binenler, akşam yorgun argın evine dönenlerdir.
Mesele “kaç lira oldu?” meselesi değil.
Mesele, insan onuruna yakışır bir yaşamın bu ülkede hâlâ mümkün olup olmadığıdır.
Kalın sağlıcakla.




