Yorumlar (0)

Erkan İkis


Asgari Ücret Üzerinden Vicdan Sorgusu: Sayın Fatih Erbakan’a Açık Bir Hatırlatma


Asgari ücret her açıklandığında aynı sahneyle karşılaşıyoruz. Bir masada işverenler, diğer tarafta karar vericiler… Peki işçi nerede? İşçinin hakkını savunmakla yükümlü sendika başkanları neden bu masalarda ya sessiz kalıyor ya da etkisiz bir görüntü veriyor? Milyonların kaderinin belirlendiği görüşmelerde güçlü bir itiraz yükselmiyorsa, bunun adı müzakere değil, seyirciliktir.

Bugün gelinen noktada sendikal yapıların bu edilgen tutumu, asgari ücretlinin kaderini doğrudan etkilemektedir. Masada işçinin sesi çıkmadığında, ortaya çıkan rakam da kaçınılmaz olarak emeğin karşılığı olmaktan uzaklaşmaktadır. Bu tablo, sendika başkanlarının sorumluluğunu yeniden ve ciddi biçimde tartışmayı zorunlu kılmaktadır.

Açıklanan 28.075 TL’lik asgari ücret, artan kira bedelleri, gıda fiyatları, enerji ve ulaşım giderleri karşısında daha ilk günden anlamını yitirmiştir. Bu ücretle bırakın insanca yaşamayı, ay sonunu getirmek dahi ciddi bir mücadeleye dönüşmüştür. “Enflasyona ezdirmedik” söylemi ise sahadaki gerçekle örtüşmemektedir. Çünkü vatandaş enflasyonu tabloda değil, etikette görmektedir.

Bu nedenle yapılan eleştiriler elbette kıymetlidir. Ancak eleştirinin inandırıcılığı, sadece bugünkü sözlerle değil, dünkü siyasi tercihlerle birlikte değerlendirilir. Siyaset, hafızasız bir alan değildir.

Tam da milyonlarca çalışanın hayallerinin ve umutlarının yıkılmanın eşiğine geldiği bu dönemde, Yeniden Refah Partisi Genel Başkanı Fatih Erbakan bir yazı kaleme aldı. Erbakan, yazısında açıklanan asgari ücret rakamının yetersiz olduğunu vurgulayarak ekonomik tabloya dair sert değerlendirmelerde bulundu.
Ancak tam da burada bazı sorular kaçınılmaz hale geliyor.
Sayın Erbakan, bugün asgari ücretin yetersizliğini dile getirirken, bu tablonun oluşmasında siyasi tercihlerinizin hiç payı yok mu?
*Son genel seçimlerde, tabanınızın ciddi itirazlarına rağmen belirli bir siyasi tercihin yanında durmadınız mı?
*Verdiğiniz destek ile seçim sonuçlarının şekillenmesinde etkili olmadınız mı?
*Bu durum size sorulduğunda, “CHP gelse daha kötü olurdu” diyerek tercihinizi savunmadınız mı?
*Peki bu destek olmasaydı, siyasi sürecin farklı bir yöne evrilme ihtimali hiç mi yoktu?
*Bugün eleştirdiğiniz ekonomik düzenin devamında, verilen bu siyasi desteğin etkisi bulunmuyor mu?

Ve bu noktada, rahmetli Muhsin Yazıcıoğlu’nun şu sözü, siyasi tuumunuzu  anlatmak için adeta cuk diye oturuyor:
“Rahatınız bozulmasın diye hangi değerden vazgeçtiyseniz, o fiyata satılmışsınızdır.”

Asgari ücretin yetersizliği gerçektir. Ancak bu gerçeği dile getirirken, geçmişle yüzleşmeden yapılan her açıklama kamuoyunda samimiyet tartışmasını da beraberinde getirir. Çünkü siyaset yalnızca bugünün cümlelerinden değil, dünün kararlarından da oluşur.

Ve şimdi geliyoruz meselenin en net yerine…
Bu halk artık siyasi yalanlardan, gereksiz demagojilerden ve uslupsuz siyasetten bıktı, usandı. Zenginin sahada daha da zengin olduğu, orta direğin neredeyse yok olduğu; fakirin ise yüksek enflasyon ve sahadaki etiket cambazları nedeniyle hayatla bağının kopma noktasına sürüklendiği bir tabloyla karşı karşıyayız.
Hiç kimse kusura bakmasın; son genel seçimler üzerinden konuşuyorum. Ortaya çıkan bu tablonun oluşmasında en büyük pay sahiplerinden biri Sinan Oğan, diğeri ise bizzat sizsiniz Sayın Erbakan. 
Ortada bir kriz varsa, bu krizde sizin de payınız vardır. Ortada bir yetersizlik söz konusuysa, bu durumdan siz de muaf değilsiniz.

Daha çok şey söylenebilir elbette. Ancak mesele kişisel polemik değildir. Soyadınız Erbakan. Rahmetli babanıza duyulan saygıdan dolayı bunu ima ederek değil, açıkça söylemek gerekir: Toplum, bu soyadının taşıdığı öngörü, feraset ve vizyonu bugün sizin siyasetinizde yeterince göremiyor.
Ve artık şu gerçeği görmezden gelmek mümkün değil:
İsimler oy kazandırmaz, soyadları umut üretmez. Umut üretmeyen siyaset ise bu ülkede uzun süre ayakta kalamaz.