ABD emperyalizmi, coğrafyamızda insanlığa karşı işlediği suçlara bir yenisini daha eklemiştir. Savunmasız halklara yönelik on yıllardır süregelen bu saldırganlık, İsrail’in İran ile yeni bir savaşa girmesiyle birlikte artık öngörülemez bir boyuta ulaşmıştır.
İsrail, İran’a yönelik saldırılarını "önleyici saldırı" kavramıyla meşrulaştırmaya çalışmaktadır. Oysa uluslararası hukukta bu kavram, ancak yakın ve mutlak bir tehdit kanıtlandığında geçerlidir; mevcut durumda ise buna dair somut bir delil sunulmamıştır.
Tıpkı 2003 yılında Irak’ın işgalinde öne sürülen asılsız iddialar gibi, bugün de İran’ın nükleer programı üzerinden benzer bir algı operasyonu yürütülmektedir.
İran, nükleer çalışmalarının sivil amaçlı olduğunu savunsa da uranyum zenginleştirme seviyesi, stratejik bir seçenek olarak nükleer kapasiteyi açık tuttuğunu göstermektedir. Ancak ABD ve İsrail’in, İran’ın bu silahı üretmek üzere olduğuna dair dünyaya sunduğu hiçbir kesin kanıt bulunmamaktadır.
Bu savaş, sınır boylarımızda cereyan eden sadece askeri bir çatışma değil, derin siyasi bir eylemdir.
Mermi namludan çıktıktan sonra silahlı çatışmaları kontrol etmek imkansız hale gelir; savaşın lavları kaçınılmaz olarak ülkemize de sıçrar. Netanyahu’nun, Hamas ile süren kanlı çatışmaların ardından kendi iç siyasi pozisyonunu güçlendirmek için bu savaşı uzatmak istemesi, bölgemizi geri dönülemez bir yıkıma sürüklemektedir.
Tarih göstermiştir ki; havadan bombalamalarla rejim değişikliği vaat eden ABD emperyalizmi, girdiği hiçbir yere demokrasi getirmemiştir. 2003’te Irak ve 2011’de Libya örneklerinde görüldüğü üzere, devlet yapıları çökmüş, iç savaşlar çıkmış ve yüz binlerce masum hayatını kaybetmiştir. Libya bugün bölünmüş, Irak ise yaralarını sarmaya mahkum bırakılmıştır.
İran’da da benzer bir senaryonun işlemesi, bölgeyi bir ateş çemberine atacaktır. İran’daki rejim, sadece bir kişiye bağlı değil; yarım asırlık bir ideolojik ve askeri ağ olan Devrim Muhafızları üzerine kurulmuştur.
Liderlerin infaz edilmesi rejimi çökertmeyecek, aksine daha radikal ve kontrolsüz bir çatışma sürecini başlatacaktır.
Sonuç olarak; ABD armadasını bölgeye gönderirken, bölge ülkeleri ve Suudi Arabistan liderliğindeki komşular, bu belirsizliği endişeyle takip etmektedir. Trump’ın nükleer anlaşmadan çekilmesiyle başlayan süreç, bugün İran’ı kabul edilemez kapitülasyonlarla karşı karşıya bırakmıştır.
Orta Doğu'nun sorun ihraç etme kapasitesi göz önüne alındığında, bu savaşın sadece bölgeyi değil, tüm dünyayı istikrarsızlığa sürükleyeceği ortadadır. 01.03.2026…
Ali Berham ŞAHBUDAK Cumhuriyetçi Aydınlanma Partisi Kurucu Genel Başkanı.