Şükür kavramının mânevî bir olgunluktan çıkarılıp, adaletsizliği örtbas etmek için bir 'susturma aracına' dönüştürülmesine itiraz ediyoruz!...

Şükür mü, Yoksa Adaletsizliğe Rıza mı?
Toplum olarak en kutsal değerlerimizden biri olan "şükür" kavramını, galiba biraz yanlış anlamaya, daha doğrusu yanlış anlatmaya başladık. Bugün ne zaman ekonomik zorluklardan, geçim derdinden ya da hayat pahalılığından söz açılsa, birileri hemen o bildik cümleyi kuruyor: "Çok şükürsüz bir toplum olduk..."
Peki, gerçekten öyle mi? Yoksa itirazımız şükre değil de, nimetin adaletsiz paylaşımına mı?
"İdare Eden" ve "İdare Edilen" Arasındaki Uçurum
Şükür, insanın elindekiyle yetinip iç huzuru bulmasıdır; doğru. Ancak idare edenler ile idare edilenler arasında yaşam standartları bakımından devasa bir uçurum varsa, "şükredin" telkini vicdanları yaralar.
Bir taraf refah içinde yüzerken, diğer taraf temel ihtiyaçlarını karşılamak için yaşam mücadelesi veriyorsa; buradaki sessizlik şükür değil, adaletsizliğe boyun eğmektir.
Bizim yakındığımız durum, nimetin azlığı değil; o nimetin eşit ve adaletli dağıtılmamasıdır. Biz, sofradaki ekmeğin azlığına değil, o ekmeğin büyük kısmının bir avuç insanın tabağına, kırıntılarının ise halkın tabağına düşmesine itiraz ediyoruz.
Baba ve Devlet Örneği: Külfet mi Eşit, Nimet mi?
Meseleyi bir aile üzerinden düşünelim. Bir baba, kısıtlı geliriyle evini geçindirmeye çalışırken çocuklarına dönüp, "İmkanımız bu kadar, halimize şükredelim" diyebilir. Bu samimi bir paylaşımdır. Ancak aynı baba, gelirin büyük kısmını kendi lüksü için harcayıp çocuklarını aç bırakıyorsa, o çocuklara "şükredin" demeye hakkı var mıdır?
İşte devlet yönetimi de tam olarak budur. Toplumun her ferdi, devletinin zor zamanında taşın altına elini koyar, kanaat eder, duâ eder. Ancak halkın bedeni taşın altında ezilirken, idare edenlerin "bir eli yağda bir eli balda" bir hayat sürmesi, sabırla değil ancak adaletsizlikle açıklanabilir.
Sonuç Olarak; Şükür, yokluğa sabretmektir; haksızlığa razı gelmek değil. Biz olmayan imkanları talep etmiyoruz; biz, var olan imkanların ve katlanılan külfetin hakkaniyetle paylaşılmasını istiyoruz.
Unutulmamalıdır ki: Adaletin olmadığı yerde şükür, mazlumun sömürülmesini kolaylaştıran bir kalkana dönüşür. Gerçek şükür, hakkın ve adaletin tesis edildiği bir sofrada anlam bulur.
İtirazımız şükre değil, bu mukaddes kavramın arkasına saklanarak büyütülen adaletsizliğedir.