Son günlerde yabancı basında çıkan yorumlar, yalnızca Yemen’de yaşanan askeri ve siyasi bir gelişmeyi değil; Orta Doğu’nun iki asırlık fay hatlarında derin bir kırılmayı işaret ediyor. Türkiye’nin desteğiyle Yemen’in kısa sürede toprak bütünlüğünü yeniden sağlaması ve iç savaşın fiilen sona ermesi, alışılagelmiş senaryoları altüst etti. Üstelik bu yalnızca Yemen meselesi değil.
Asıl soru şu:
200 yıldır parçalanan İslam coğrafyasında, yeni bir birleşme mi başlıyor?
Haritalar Savaşla Değil, İttifakla Değişiyor
Batı basını uzun süredir “Türkiye haritaları değiştiriyor” ifadesini kullanıyor. Ancak bu değişim, klasik emperyalist dizaynlardan farklı. Tankla, işgalle, manda rejimleriyle değil; ittifaklarla, güvenlik mimarisiyle ve ortak çıkar zeminiyle şekilleniyor.
Türkiye, Katar, Suudi Arabistan ve Pakistan hattında oluşan bu yeni eksen, sadece askeri değil; mezhepsel, psikolojik ve jeopolitik bariyerleri de aşan bir yapı ortaya koyuyor. Yemen’de yaşananlar bunun vitrini oldu.
Husilerin İran destekli son dar bölgeye sıkışması, sahadaki askeri sonuçtan çok bölgesel denge mesajı taşıyor:
Artık vekalet savaşları tek taraflı işlemiyor.
Sünni Dünya Birleşti mi? Yoksa Dengeler mi Değişiyor?
Yabancı yorumcuların dikkat çektiği bir başka ifade çarpıcı:
> “Sünni cephe birleşti ve hileli çıktı.”
Bu ifade aslında Batı’nın şaşkınlığını yansıtıyor. Çünkü yıllardır Sünni dünya; dağınık, rekabetçi ve etkisiz olarak kodlanmıştı. Türkiye’nin diplomatik aklı, Suudi Arabistan’ın ekonomik ağırlığı, Katar’ın finansal esnekliği ve Pakistan’ın askeri tecrübesi bir araya gelince, ezber bozuldu.
Bu birliktelik ne mezhep savaşıdır ne de bir bloklaşma hevesi.
Bu, savunma refleksi olan bir denge arayışıdır.
Türk ve Suudi Donanmaları: Bir Tabunun Yıkılışı
Belki de en sembolik gelişme, Suudi Arabistan ile Türkiye’nin ilk kez donanma alanında fiili iş birliğine gitmesi oldu. Kara ve hava savunmasının ötesinde, deniz gücünde ortak hareket; iki ülke arasında onlarca yıldır süren mesafeli ilişkinin fiilen sona erdiğini gösteriyor.
Denizler, tarih boyunca egemenliğin sembolü olmuştur.
Bu iş birliği, “geçici çıkar ortaklığı” değil; stratejik güvenin ilanıdır.
Bu Birleşme Kalıcı mı?
Elbette romantik olmaya gerek yok. Orta Doğu’da hiçbir birliktelik kendiliğinden kalıcı olmaz. Ancak ilk kez şu net biçimde görülüyor:
Bölge ülkeleri, dış aktörlerin dizaynına razı değil
Güvenliği ithal etmek yerine üretmek istiyorlar
Ayrıştırıcı mezhep siyasetinden yorulmuş durumdalar
Ve belki de en önemlisi:
Türkiye artık yalnızca reaksiyon veren değil, oyun kuran bir aktör olarak kabul ediliyor.
Son Söz Yerine
200 yıllık ayrılıklar bir günde bitmez. Ancak bazen tarihte bir eşik aşılır ve geri dönüş mümkün olmaz. Yemen’de yaşananlar, haritalardan çok zihinlerin değiştiğini gösteriyor.
Soru artık şu değil:
“Bu birliktelik olur mu?”
Asıl soru şu:
Kimler bu birliktelikten rahatsız olacak?
Çünkü Orta Doğu’da dengeler değiştiğinde, gürültü en çok dışarıdan gelir.




