17249,58%-0,47
43,73% 0,06
51,84% 0,00
6880,45% -1,92
11540,33% -0,93
Birine gösterilen tavrın saygı mı yoksa korku mu olduğunu artık ayırt edemiyoruz. Makama gösterilen refleks, kişiye gösterilen değer sanılıyor. Oysa çoğu zaman ortada saygı değil, pozisyonun sağladığı güç var.
Koltuğu olanın sözü kesilmiyor. Yetkisi olanın yanlışı görmezden geliniyor. Çünkü insanlar kişiye değil, arkasındaki imkâna bakıyor. Bu da saygınlığı bir karakter meselesi olmaktan çıkarıp bir güç meselesine dönüştürüyor.
Bazıları için itibar, uzun vadeli bir yatırım gibi. Doğru yerde görün, doğru isimlerle fotoğraf ver, doğru masada otur. Gerisi kendiliğinden geliyor.
İşini iyi yapman gerekmiyor; görünürlüğün yeterli.
Bu düzende itibarın kaynağı emek değil, temas. Kiminle temas ettiğin, nerede bulunduğun, hangi çevreye dahil olduğun. İçerik ikinci planda kalıyor.
Gerçek şu: Paranın açamadığı kapı neredeyse kalmadı. Sponsorluk adı altında, bağış adı altında, destek adı altında saygınlık satın alınabiliyor.
İnsanlar yapılan işe değil, yapılan gösteriye bakıyor.
Bir süre sonra toplum da buna alışıyor. “Demek ki hak etmiş” deniyor. Kimse o hakkın nasıl kazanıldığını sorgulamıyor. Çünkü sorgulamak rahatsız eder.
Oysa gerçek saygınlık reklam istemez. Bağırmaz. Gösterilmez.
Yıllar içinde oluşur, davranışla beslenir, tutarlılıkla büyür. Ama bu yavaş süreç kimseye cazip gelmiyor.
Hızlı saygınlık daha çekici. Hızlı yükseliş, hızlı görünürlük, hızlı alkış. Fakat hızlı gelen itibar, aynı hızla da gider. Koltuk değiştiğinde, çevre dağıldığında geriye ne kaldığı ortaya çıkar.
Bütün suçu “satın alanlara” yüklemek kolay. Ama satın alınan itibarı alkışlayan bir kitle olmasa, bu pazar büyümez.
Biz değer verdikçe, bu sistem devam eder.
Bu ülkede saygınlık satılık hale geldiyse, bunun sebebi sadece satanlar değil; satın alınmış itibara razı olanlardır.
Ve bir toplumda itibar kolay kazanılıyorsa, kolay da kaybedilir.
Ama kaybolan sadece itibar olmaz. Güven de gider.