16407,98%-1,86
43,54% 0,04
51,46% 0,15
6817,22% -1,32
11644,36% -3,02
“SANDIK GELECEK, ÖCALAN’A UMUT HAKKI İSTEYENLER SANDIĞA GÖMÜLECEK”
“OCAK AYINDA EMEKLİ 968 TL KAYBETTİ, ASGARİ ÜCRETLİ 359 TL'Yİ GERİ VERDİ”
“İKTİDARA VE MÜTTEFİKLERİNE CESARETLERİ VARSA SEMT PAZARLARINA ÇIKMAYI ÖNERİYORUZ”
“AK PARTİ İKTİDARININ HALKLA BAĞI KOPMUŞTUR”
“SİYASİ HATALAR ASKERİ BAŞARILARLA ORTADAN KALDIRILAMIYOR”
“PKK SURİYE’DE DEVLETLEŞTİRİLİYOR”
“SURİYE, LÜBNANLAŞMA SÜRECİNE SOKULUYOR”
“AK PARTİ TERÖRLE MÜZAKERE SÜRESİNDE CUMHURİYET HALK PARTİSİ KADAR BİLE ÖN PLANA ÇIKMIYOR”
“BU SÜREÇ BAŞLADIĞINDA ÖCALAN'IN SERBEST BIRAKILMAK İSTENDİĞİNİ AÇIKLAMIŞTIK, KEŞKE HAKSIZ ÇIKSAYDIK”
“EPSTEİN VAKASININ TÜRKİYE İLE BAĞLANTILI OLDUĞU İDDİA EDİLEN NOKTALAR İNCELENMELİ”
“ZAFER PARTİSİ İLK SEÇİMDE İKTİDARIN GÜÇLÜ PAYDAŞI OLACAK”
Genel Başkanımız Prof. Dr. Ümit Özdağ, Türk Milleti Basın Toplantımızda Türkiye gündemine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu.
Prof. Dr. Ümit Özdağ: “Değerli basın mensupları, sevgili vatandaşlarım, kıymetli Zafer Partililer, bir ay sonra nihayet Genel Merkezimizde tekrar bir araya geldik. Biliyorsunuz 5 Ocak'tan itibaren İstanbul'daydım ve her gün bir ilçede il protokolü uygulayarak 19 ilçe gezdim. İstanbul'da bir ilçe esasen il büyüklüğünde, hatta illerden bile çok büyük. Onun için bir ilin gösterilmesi gereken itinayı hak ediyorlar. Aynı zamanda Batı Trakya'da 29 Ocak'ta gerçekleşen Türk Uyanış Günü için de İskeçe'de ve Gümülcine'de toplantılara katıldım ve Batı Trakyalı soydaşlarımızın kurumlarını 25 kişilik bir heyetle ziyaret ettik. Gümülcine Başkonsolosumuzla bir araya geldik ve Türk olmadığı iddia edilen Yunan hükümeti tarafından Batı Trakya'da Oğuz Kağanlarla, Mete Hanlarla tanıştık ve artık Atina'nın da uyanması gerektiğinin altını çizdik. Evet, bu 19 ilçeyi dolaşırken her gün bir semt pazarına, her ilçede uğradım, muhakkak bir AVM ziyareti yaptım. Bu ziyaretler sırasında sanki o ilçeden belediye başkanı adayıymışım gibi esnafları tek tek dolaştım, ellerini sıktım ve pazar yerlerinde mutsuz ev kadınları, mutsuz nineler, mutsuz dedeler gördüm. Bir geriye sayım İstanbul'da her ilçede başlamış, aslında Türkiye'de bir geriye sayım başlamış durumda. Kendilerine 20 bin lira sefalet aylığı reva görülen emekliler, açlık sınırının 10 bin lira altında maaş alan asgari ücretliler, siftah yapamayan ve 9 seneden beri fakirleşen esnaf, yoksulluk içinde kıvranan orta direk ve geleceğimiz olan gençlik, boş pazar çantası ile 150, 250, 300 liralık bir miktarla alışverişe giden anneler ve uzun zamandan beri milliyetçi sandıkları siyasetçilerin Öcalan’ı kurucu önder yapmasını hazmedemeyen geniş toplum kesimleri ortak bir noktada buluşmuştur. Artık Cumhur İttifakı'nın oluşturduğu iktidar bloğu, sandıkta gömülmeye doğru hızla ilerlemektedir. Sandık gelecek ve bu millete açlığı, yoksulluğu reva gören Öcalan'ın ise umut hak ettiğini söyleyenler, bu sandığa gömüleceklerdir. ‘Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama ve Demirtaş yuvasına dönene kadar kararımız nettir’ diyenler bilsin ki Türk milletinin kararı da net, sandığa gömüleceksiniz. Gidiyorsunuz. Sokağa, halkın arasına çıkamayan, esnaf ziyaret edip esnafın halini, hatırını soramayan ve semt pazarının yolunu unutan iktidar sahiplerine ve ortaklarına halkımız sandıkta hiç unutamadığı bir ders vermeye hazırlanıyor.
Bakın AK Parti Grup Başkanvekili her seçimden önce tekrar keşfedilen Gabar petrollerinden gelen gelirlerle emeklilerin maaşlarında iyileştirme yapacağı vaadinde bulundu. Biz de buradan Sayın Akbaşoğlu'na sesleniyoruz. Sayın Akbaşoğlu, eğer bu ifadenizde gerçekten zerre kadar, yüzde 1’in altında eser miktarda ciddiyetiniz varsa Gabar petrolü halka dağıtılana kadar aldığınız 500 bin lira maaşın 480 bin lirasını emeklilere dağıtın, 20 bin lirayla geçinin. Nasıl olsa Gabar’dan gelen size de gelecek. Yoksa bu milletle alay etmeyin daha fazla.
Sayın basın mensupları,
Önceki gün ocak ayı enflasyon rakamları da açıklandı biliyorsunuz. TÜİK enflasyonu, TÜİK yani ne diyelim açıkladığı rakamlara herhalde açıkladığı rakamlar temel olarak Erdoğan'ı üzmeme rakamları yüzde 4,84. ENAG ise 6,32 olarak ilan ettiler. Yıllık bazda TÜİK enflasyonu yüzde 30,65 hiç düşük değil. ENAG enflasyonu ise yüzde 53,42 olarak ilan etti. Yüksek ocak ayı enflasyonu AKP hükümetinin 2026 enflasyon programının tutmayacağını daha ilk aydan gösterdi. Diğer yandan aralık ve ocak ayları arasındaki belirgin fark hükümetin asgari ücret ve emekli memur aylığı artışlarını düşük tutmak için enerji ve petrol ürünleri başta olmak üzere zamları ocak ayına ertelediğini düşündürüyor. Ocak ayındaki yüksek enflasyondan dolayı, 20 bin lira emekli maaşı alan bir emekli cebinden 968 TL'yi kaybetti 1 Şubat itibariyle. 28 bin 75 TL asgari ücret alan kişi ise bin 359 TL'yi geri verdi. Daha şimdiden eriyor. Üzülerek ifade ederim ki bu hükümet emekliye, işçiye, memura, çiftçiye kısaca orta direğe yaşam hakkı tanımıyor. İstanbul'da bir vatandaş AVM'de arkamdan bağırdı. ‘Gıda terörünü durdurun’ diye. Ben gıda terörü lafını duyunca herhalde dedim GDO'lu gıdalardan bahsediyor. Hayır, bahsettiği şey gıdalara yapılan zam neticesinde aç kalmış olduğu gerçeğiydi. Açlıktan bağırıyor. AVM'ye de bir şey almak için değil, ısınmak için girmiş dolaşıyordu.
Türkiye geniş ovaları, verimli tarım havzalarına rağmen yüksek gıda enflasyonunda dünya lideri olmaya devam ediyor. Tabii bu ülkeye 13 milyon insanı kontrolsüz getirirseniz olacağı bu. Bu insanlar gelirken bize ensar, muhacir diye hikâye anlatırsanız olacağı bu. Ensar, muhacir dediniz kardeşim. Hazreti Peygamberimizle Mekke'den Medine'ye gidenlerin sayısı 189'du. Gidenler sahabeydi. Bu ülkeye gelen milyonlar sahabe mi? Buna rağmen Mekke'den gidenlerle Medineliler arasında Hazreti Peygamberimizin varlığında tartışmalar çıkmadı mı? Hazreti Peygamber bu tartışmalarda arayı bulmak için kararlar vermedi mi? Verdiği bu karar kabul edilmeyince ayet inmedi mi? Siz bu ülkeye kontrolsüz, ne olduğu bilinmeyen milyonlarca insanı alıp, şimdi bunu nasıl ensar muhacir diye ifade edersiniz? İşte politikanızın sonucu, en basiti bu gıda enflasyonudur.
Bu yüksek gıda enflasyonu ve düşük aylıklar halkımızı açlık karşısında feryat edecek duruma getirmiştir. Benim yanımda Gaziosmanpaşa’da bir anne üstelik engelli bir kız çocuğu olan bir anne alışverişe pazara 250 lira ayırdım dedi. Bir kilo havuç, bir kilo ıspanak aldı, karalahana alacaktı, pazarcı 50 lira deyince 40 liralığı yok mu, yoksa kalsın dedi. Durum bu! İnsanlar 10 liranın hesabını yapıp, 10 lira fazla olduğu zaman karalahana satın alamıyorlar bu ülkede. Emekliler çöpten yiyecek topluyorlar veya pazar yerlerinden akşam saatlerinde atılan meyve sebzeleri toplamak zorunda kalıyorlar. İşte o bahsettiğiniz Türkiye Yüzyılı vizyonu bu, halkı getirdiği yer bu. Sonuç itibariyle semt pazarları iktidarın yolunu unuttuğu ama toplumun nabzının çok öfkeli bir şekilde attığı yer. İktidara ve müttefiklerine de semt pazarlarına cesaretleri varsa çıkmayı öneriyoruz. 5 aylık Silivri tutsaklığım hariç her nerede olursam olayım muhakkak semt pazarlarına gitmeye çalışıyorum. Vatandaşı dinliyorum. Vatandaşa kendi politikalarımızı ve bu gıda enflasyonunun nasıl yenileceğini tek tek anlatıyorum. Semt pazarlarında gördüğüm manzara karşısında şu hususları net bir şekilde ifade edebiliyorum: AK Parti iktidarı bitmiştir. AK Parti iktidarının halkla bağı kopmuştur. Erdoğan umut olmaktan çıkmıştır ve AK Parti ve Milliyetçi Hareket Partisi için geri sayım başlamıştır. Evet, mecliste muhalefet koltuğunun rahat olup olmadığını anlayacaksınız.
Değerli basın mensupları, bu hafta tarihimizde önemli bir günün, günler sürecinin de 30. yıl dönümü bu salonda bulunan hemen herkesin hatırlayacağı, bazılarının ise henüz doğmadığı Kardak Operasyonunun 30. yılındayız. Bu harekatta hayatını kaybeden aziz şehitlerimizi minnet ve şükranla anıyor, kahraman gazilerimize de saygılarımızı sunuyoruz. Bu vesileyle ayrıca ifade etmek isterim ki Kardak Operasyonuna bordo bereli timler içerisinde fiilen iştirak eden Zafer Partisi Merkez Disiplin Kurulu Başkanı ve Silivri duruşmalarımda savunma avukatlığımı üstlenen Emekli Komando Albay Murat Yıldız beyefendi de gurur ve kıvanç kaynağımız. Ege Denizi'nde bu eski Türkiye dedikleri, beğenmedikleri Türkiye iki küçük kayalık için ortaya siyasi irade, kararlılık, dirayet ve komandolarımızın üstün başarısı vatan toprağının nasıl savunulacağı konusunda tarihi bir örnek olmuştur. Aynı irade ve kararlılıkla 1974'te de Kıbrıs Barış Harekatı'nda büyük bir başarı gösterilmiş, Ada’nın Enosis'e teslim edilmesi engellenmişti. Yakın tarihimizde bizler için birer şan ve şeref vesilesi olan bu operasyonlar varken, bugün AKP hükümetinin Ege'de Yunan tarafından yıllardır işgal altındaki 22 adacığımızı görmemezlikten gelmeye devam etmesi ve adeta kulağının üstüne yatması da ibret verici olarak kayıtlara geçmektedir.
Diğer yanda gerek yurt içinde terörle müzakere, ikinci terörle müzakereyle sergilenen teslimiyet ve gerekse Suriye'de PKK, YPG'nin sözlü özerkliğinin alanı küçültse de kurumsal olarak adım adım pekiştirilmesi karşısında hükümetin etkisizliği oldukça kaygı verici ve düşündürücüdür. AKP döneminde de Suriye'de askeri operasyon yapıldı diyebilirsiniz, doğrudur, yapılmıştır. Peki bu operasyonlarla PKK, YPG yapılanması Suriye'de tamamen ortadan kaldırılmış mıdır? Hayır. Peki TSK bu operasyonlarda ne yapmıştır? TSK kendisine verilen görevi kahramanca ve başarıyla gerçekleştirmiş ve bölge kontrolü yapmıştır. Ama kendisine siyasi ve askeri imha emri verilmediği için bu hedefe yönelmemiştir. Peki, bölge kontrolü sağlanınca Suriye PKK'sı imha mı edilmiştir? Harekatın hedefinde yer alan sözde Kobani ve Cezire kantonları dağıtılmış mıdır? Hepsine verilecek cevap ne yazık ki kocaman bir hayırdır. Çünkü terör operasyonları sadece bölge kontrolüyle değil, doğrudan teröristleri ve terör örgütünün altyapısını yok ederek yapılır. Bu operasyonlarda hayatını kaybeden aziz şehitlerimizi şükran duygularımızla ve kahraman gazilerimizi de minnetle mücadele eden bütün asker ve komutanları şükranla anıyoruz, saygılarımızı sunuyoruz. Ama bu askeri operasyonlar AKP hükümetlerinin siyasi hatalarını, Türk ordusunun bütün kahramanlığına rağmen telafi etmemiştir. Çünkü siyasi hatalar askeri başarılarla ne yazık ki ortadan kaldırılamıyor. Türkiye'nin güvenliği sağlanmadığı için gelişen süreçte PKK-YPG Fırat'ın doğusunda Haseke merkezli yeni bir siyasi yapılanmayla fiilen bir özerk alan oluşturdu. Esad'ın devrilmesinden sonra Suriye PKK'sı iyice şımardı ve Şam yönetimini başlangıçta tanımayan bir tavır sergiledi. Böylece Kuzey Irak'tan sonra KCK çatısı altında sözde dört parçalı teröristanın kuzey ve doğu Suriye bölümünde gerçekleştirilmek istendi. Yeniden bu nokta, 24 yıllık AKP hükümetinin Suriye'de büyük bir başarısızlığa imza attığını bize gösteriyor. Efendim, Suriye ordusu Fırat'ın doğusuna operasyon yaptı, PKK, YPG geri çekildi, ABD PKK'yı satmadı mı diye sorabilirsiniz. Arkadaşlar, ABD kimseyi satmadı, atmadı. Sadece PKK'nın alanını coğrafi olarak daraltırken kurumsal olarak derinleşmesini sağladı.
En son 30 Ocak 2026 tarihli Şam-PKK anlaşmasına bakalım. Kobani, Kamışlı, Haseke SDG-PKK'da kalıyor. SDG-PKK burada sözde dört tugay olarak tertipleniyor. Bakın bireysel olarak Suriye ordusuna bağlanmak yok. PKK tugayları bağlanıyor. Sözde özel bölgedeki PKK'lı memurlar görevlerine devam ediyorlar. Bir PKK'lı Haseke Valisi atanıyor. Bir PKK'lı Suriye Savunma Bakanı olacak. Merkezde kamu kurumlarında PKK'lılar görev alacak. Hudut kontrolü ve sınır geçişleri hizmeti ortaklaşa yapılacak. İşte iktidarın Türk milletine algı operasyonuyla, her zaman olduğu gibi, pazarlamaya çalıştığı başarı budur. Sözün özü, kimse kimseyi aldatmaya çalışmasın, PKK burada devletleştiriliyor. Teröristanın Suriye ayağı kurumsallaşarak gerçekleşme süreci içerisine sokuluyor. AKP hükümetinin pembe masallarına bakarsanız, eş-Şara bizimkilerin kontrolünde ve Suriye'de her şey yolunda. Ama gerçek durum farklı, ne yazık ki farklı. Esad'ın devrilmesiyle Suriye fiilen İsrail ve ABD'nin kontrolüne girmiş durumda. Suriye'deki yeni düzende Türkiye'nin etkisi dar olduğu gibi, etkisinin darlığının en somut örneği de ülkedeki en büyük azınlık olan Batı Türkmeneli Türkleri siyasi olarak hiçbir yere konumlandırılmadılar. Bundan dolayı istifalar var Türkmenler arasında Suriye Devlet Yönetiminde. Esad sonrası düzende Suriye’de üniter ve layık devlet yapısı yerine etnisite ve mezhep temelli zayıf bir siyasi oluşum gerçekleşiyor. Suriye, Lübnanlaşma sürecine sokuluyor. Kaderin garip bir cilvesi, Suriye yıllarca işgal ettiği Lübnan'a benzeme süreci içerisine girmiş durumda. Suriye'de etnisite ve mezhep temelli yeni devlet yapısı, gruplar arası gerginlik ve iç çatışmalara sürüklenerek bölge güvenliği ve istikrarına yeni tehditler oluşturacaktır.
Diğer yandan, SDG-PKK'nın terörist yapısını bütünlük içinde kuzeydoğu Suriye'de muhafaza etmesi ve kamuda yapılacak görevlendirmelerle YPG-PKK'nın Suriye devleti içerisinde paralel bir devlet oluşturacağı da net bir şekilde görünüyor. Evet, böyle bir ortamda etnisite temelli PKK-YPG ile selefi cihatçı bir ideolojiye sahip yeni Şam yönetiminin uyum ve entegrasyonu orta ve uzun vadede çatışan çıkarlar ve amaçlar bağlamında yeni bir dinamit olmaya doğru yönelecektir. Sözün özü Suriye, ABD ve İsrail kontrolünde iç hassasiyetler ve uyumsuzluklar ile yeni belirsizliklere doğru ne yazık ki savrulacak bir düzleme kaymıştır. Güvenlik ve istikrar için yapılması gereken esas iş, Türkiye'nin ikinci terörle müzakere süreciyle kendi eliyle milli ve üniter laik devleti dağıtmak yerine bölgedeki terör örgütlerini dağıtmak olmalıdır. PKK'nın bölgede imhasıyla sözde özerk yapı ve kantonların dağıtılması, bölgesel güvenlik ve istikrarın ilk temel şartıdır. Akabinde Suriye'de seçim takviminin açıklanması ve kurucu bir meclisle halkın iradesine dayanan üniter bir yapının oluşturulması diğer gerekli siyasi ve güvenlik adımlarıdır.
Değerli basın mensupları, değerli Zafer Partililer, bizleri televizyonlarının başında ve sosyal medyada izleyen değerli yurttaşlarım, hukukun üstünlüğünün egemen olduğu, çağdaş ülkelerde göremeyeceğimiz şeyler Türkiye'de ne yazık ki sıradan, olağan ve standart faaliyetler haline geldi. AK Parti hükümeti işçisini, emeklisini sefalete mahkûm ediyor, sonra Grup Başkanvekili çıkıp birisi ‘garip gureba’ diye sesleniyor, diğeri ‘Gabar’dan petrol bulunca size maaş vereceğiz’ diyor. Yine uzun yıllar milliyetçi görüntüsü verenler şimdi katil Öcalan'a umut hakkı diye ortaya çıkıyorlar. Bu arada sarayın sözcüsü Mehmet Uçum hafta sonu uzun bir ileti paylaştı ve mevcut girişimin siyasi sorumluluğundan kaçıp sanki bunu bürokrasi istiyormuş, iktidar da gönülsüz bir şekilde bu sürece destek oluyormuş şeklinde bir açıklama yaptı. Peki, AK Parti kaçak mı güreşiyor? Neden Milliyetçi Hareket Partisi kadar ön plana çıkmıyor? Hatta ilginç AK Parti, Cumhuriyet Halk Partisi kadar bile ön plana çıkmıyor. Hayretle izliyoruz, son süreçte bu terörle müzakere, Öcalan'ın kurtarılması bir AK Parti DEM ve MHP projesi değilmiş de sanki bir MHP-CHP projesiymiş gibi topluma sunuluyor. Ve Cumhuriyet Halk Partisi de bu sunuma adımlarıyla yardımcı oluyor. Bilmediğimiz bir iktidar değişikliği mi oldu? AK Parti muhalefete geçti de Milliyetçi Hareket Partisi’nin yeni ortağı Cumhuriyet Halk Partisi mi? Ne oluyor hakikaten? Murat Bakan'la Fethi Yıldız'ın basın önüne çıkıp Öcalan'ın serbest kalışı ve rapor konusunda uzlaştıklarını söylemesi, Türkiye'de yeni bir kol kola girişimi mi simgeliyor? AK Parti bu işin neresinde? Evet, AK Parti risklerin farkında, Zafer Partisi'nin vermiş olduğu mücadele de Türk milletini bu konuda yapılan yanlış enformasyonlara karşı uyarıyor ve uyandırıyor. AK Parti de işin ağır siyasi maliyetini ve MHP ve CHP'ye yükleyecek bir tavır sergilerken, MHP ve CHP'nin de bunu gönüllü olarak üstlendiğini görüyoruz. Hadi MHP'yi anlıyoruz ama Cumhuriyet Halk Partisi'nin bu konuda anlamanın mümkün olmadığını ifade etmek isterim.
AK Parti, üniter ulus devletten, milli devletten taviz vermiyor görüntüsü sergilerken, Kürtçeye ilave sosyal, kültürel, siyasal kullanım hakkı ile Anayasa değişikliği çizgisini de devam ettiriyor. Yani değerli Türk milleti, büyük Türk milleti, siyasi çıkarlar ve iktidarın devamı için anayasal düzen üzerinde pazarlık her kademede aleni bir şekilde devam ediyor. Bir yanda ulus devlet, üniter devlet derken biraz sonra Kürtlere yeni bir gelecek deyip popülizm ve istismarın en kötü biçimi ortaya konuluyor. Halkımızın ikinci terörle müzakere sürecine karşı olan açık iradesine rağmen Cumhur İttifakı bir yanda, ana muhalefet diğer yanda süreci zorluyorlar. Bu anlamda DEM ile iş birliği konusunda adeta rekabet içindeler. Anlamak çok zor. Tekrar ediyorum, devlet, millet ve anayasal düzen üzerine perişan bir rekabet ve çatışma yaşanıyor. Diğer yanda umut hakkı konusunda uzlaşma sağladıklarını açıklıyorlar. Türkiye Büyük Millet Meclisi Öcalan Komisyonunda sonuç raporu yazımı için dün 5. toplantı yapıldı. Toplantı çıkışında konuşan MHP temsilcisi, ‘dağında elinde silah olan bir terörist yakalanmadı diye yasa çıkmaz diye bir şey olabilir mi?’ dedikten sonra umut hakkı konusunda uzlaşma sağlandığını beyan etti. CHP temsilcisi ise tam uyum içinde olmasa da uzlaşmaya yakın olduklarını açıkladı.
Değerli basın mensupları, değerli Zafer Partililer,
Bu komisyonun Öcalan komisyonu olduğunu, Öcalan'ı meşrulaştırmaya ve serbest bırakmaya hazırlandığını, bu süreç başladığı zaman ifade etmiştik. Şimdi gelinen aşamada bir adım daha ileri gidiyorlar. Öcalan'ın katilini serbest bırakma konusunda uzlaşıyorlar. Yine hatırlayacak olursanız daha bu süreç başladığında Öcalan'ın serbest bırakılmak istendiğini açıklamıştık. Keşke haksız çıksaydık. Bu komisyonun 3 üyesi İmralı'ya Öcalan katilinin ayağına gittiğinde bunların Türk milletiyle bağı kopmuştu. Pervasızlıkları bu yüzden. Bugün Öcalan katiline umut hakkı tanınmasının milletimizin bağrına dayatılmış zehirli bir hançer olduğunun farkında değiller mi? Elbette farkındalar. Milletin bunu kabullenmeyeceğini ve asla affetmeyeceğini anlamıyorlar mı? Komisyona katılanlar içinde hala sağduyusu olan üyelere sesleniyorum: Sakın ha umut hakkına izin vermeyin. Böyle bir hata yapmayın. Umut hakkı dediğiniz Öcalan'ın serbest kalması ve milli üniter devleti zayıflatacak önlemler paketi önünüze geldiğinde Çanakkale'de, Birinci İnönü'de, İkinci İnönü'de, Sakarya'da, Büyük Taarruz'da savaşan, şehit düşen, gaz, olan dedelerinizi düşünün öyle evet deyin ya da öyle hayır deyin. Ya Türk milletinin özgür, onurlu, bağımsız geleceğinin yanında olun ya da yaptığınız şeyin bir terör örgütünün, narkoteröristin taleplerini yerine getirmek olduğunu bilin, biz hatırlatalım size.
Zafer Partisi olarak bizim yerimiz Öcalan komisyonu değil, Öcalan'la müzakereler değil, büyük Türk milletinin yanıdır. İlk yola çıkarken söyledik, siz yanınıza Öcalan'ı alın, biz de Türk milletini alalım, hadi sandığa gidelim, Türk milletine soralım diye. Biz Zafer Partisi olarak Atamızın bize emanetini sonuna kadar savunma konusunda kararlıyız. Büyük Türk milleti müsterih olsun. Zafer Partisi, PKK ile pazarlıklara karşı, umut hakkına karşı, halkımızın sözcüsü ve vicdanı olarak milli üniter laik Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni kararlılıkla savunacaktır.
Değerli basın mensupları, değerli Zafer Partililer, değerli yurttaşlarım,
Konuşmamın bu son bölümünde üzerinde durmak istediğim husus sadece Türkiye ile ilgili değil, bütün dünyayla ilgili, özellikle Amerika Birleşik Devletleri ile ilgili tarihin en büyük casusluk ve adeta lâğım niteliği taşıyan operasyonlarından bir tanesi, evet ABD'de patlayan Epstein skandalından bahsediyorum. 2012'den beri devam eden hukuki süreçte kısa süre önce ABD Adalet Bakanlığı'nca milyonlarca belge, görsel ve videonun erişime açılması elbette rutin bir işlem değildir. Zamanlamanın muhtemelen İran operasyonu öncesine denk gelmesi de rastlantı olamaz. Çünkü Epstein davası sıradan bir pedofil, çocuk istismarı ve fuhuş dosyası değildir. Epstein davası, hedef aldığı tanınmış siyasetçiler, devlet adamları, iş insanları ile küresel siyasetin oluşması ve şekillendirilmesine şantaj ve baskı yoluyla etki etmeyi amaçlayan uzun vadeli ve geniş kapsamlı bir stratejik istihbarat ve casusluk operasyonudur.
Değerli yurttaşlarım,
Epstein vakasının Türkiye ile bağlantılı olduğu iddia edilen noktalar ayrıca incelenmesi gereken bir husustur. Biz de Zafer Partisi olarak bu konunun Türkiye'deki bağlantıları ile ilgili bir grup arkadaşımızı görevlendirdik ve açık kaynaklar üzerinden hassasiyetle çalışmaya başladılar. Bazı Türk siyasetçilerin ve iş insanlarının da Epstein vakasıyla ilintili olduğuna dair bilgiler basına sızdı. Bu kişilerin bu sürecin içerisine girerek şantaja, istismara, bilgi sızdırmaya, yabancı istihbarat servislerine, Mossad başta olmak üzere hazır olduğu gerçeğini tespit ederek bu davayı incelemeliyiz. Çünkü bu davanın ana meselesi Amerikan siyasetinin bu dosya üzerinden Amerikan Başkanlık Sistemi dahil olmak üzere kontrol edildiği iddiasıdır. Amerika'da bu ölçüde bir etki varsa Türkiye'deki etkiyi siz düşünün. Onun için bu, bir milli güvenlik meselesidir. Bunu basit bir dava olarak görmek, ahlaksız bir çocuk tacizi olarak görmek konunun sadece bir boyutunu ele almak olur. Çünkü sosyal medyada kapsamlı şekilde yer alan Adana'da bir hastaneden kaçırılan çocuklar, Epstein'ın Antalya'da bir otelde masaj stajına gönderdiği elemanlar, 65 yaşına geldim ilk defa masaj stajı diye bir şey duydum. Bu ne biçim bir iş? Ne zaman böyle bir staj başladı? Bunların arkasının araştırılması gerekiyor. Aynı otelde 16 yaşında bir stajyerin şüpheli ölümü tam onlar buradayken. 99 İzmit depreminde kaybolan çocukların akıbetleri, 6 Şubat yarın yıl dönümünü anacağımız deprem sonrasında kaybolan çocuklar, devlet ciddiyeti içinde araştırılmalıdır. Ancak Türkiye'de yaşanan pedofili ve cinsel saldırıların yeterince araştırılmadığı da ne yazık ki ayrı bir gerçek ve ağır bir toplumsal yaradır. ‘Küçüğün de rızası var’ ya da ‘bir kereden bir şey olmaz’ diyerek üstü örtülen rezaletleri unutmadık. Böyle skandalların yaşandığı ve üstünün bu şekilde örtüldüğü bir ülkede böyle bir zihniyet varken Epstein dosyasıyla ilgili ciddi bir araştırma yapılır mı? Ne yazık ki hiç sanmıyoruz. Bilinen bir tarikatta 6 yaşındaki bir kız çocuğunun erişkin bir mürid ile evlendirilmesi yine üstü örtülen hadiselerden birisiydi. Özetle evet, Epstein dosyasının üzerine gitmeliyiz. Biz de Zafer Partisi olarak gideceğiz ama Türkiye'de düşman ceza hukuku uygulamaları zihniyeti sona erdirilmeden bu konuda herhangi bir ilerleme olmasını da beklemiyoruz.
Değerli basın mensupları, kıymetli yurttaşlarım, Türk milleti hiç şüphe duymasın ki Zafer Partisi ilk seçimde muhakkak iktidarın güçlü paydaşı olacak ve AKP döneminin yıkım ve tahribatı hızla onarılmaya başlanacaktır.”