Tokat’ın Niksar ilçesinde doğan ve 20 yaşına kadar burada yaşayan hemşire Sakine Kızılırmak, meslek hayatına Sağlık Meslek Lisesi’nden mezun olarak adım attı. Tokat Gazi Osmanpaşa Üniversitesi’nde yüksek hemşirelik eğitimi alan Kızılırmak, üniversitenin ikinci sınıfında göreve başladı. Eğitim yıllarında hem çalıştı hem öğrenimini sürdürdü.
Uludağ Üniversitesi Tıbbi Laboratuvar bölümünü kazanmasının ardından 2003 yılında Bursa’ya tayin isteyen Kızılırmak, o tarihten bu yana Bursa Ali Osman Sönmez Onkoloji Hastanesi’nde görev yapıyor. Onkoloji servisinde çalışmaya başladığında henüz 21 yaşında olan Kızılırmak, meslek hayatının ilk yıllarında kanser hastalarıyla doğrudan temas etmenin kendisinde derin izler bıraktığını ifade etti.
Hemşire Sakine Kızılırmak, Onkoloji koridorlarından kitap sayfalarına uzanan yolculuğunu İLKHA’ya paylaştı.
"Kanserli hastalarla karşılaşmak, onların sıkıntılarına şahit olmak beni sarstı"
Genç yaşta ağır hastalıklarla ve yaşamın son dönemini yaşayan hastalarla karşılaşmanın, hayatına farklı bir bakış kazandırdığını ifade eden Kızılırmak "Onkolojiye ilk başladığımda 21 yaşındaydım. Hastanede direkt kanserli hastalarla karşılaşmak, onların sıkıntılarına şahit olmak beni sarstı. Oradaki hikâyeler içimde birikti ve masalara, hikâyelere ve şiirlere dönüştü. O zamanlar bir yazar olmayı hiç düşünmemiştim. Ama şimdi hastalarla temas ettiğimde, sabaha kadar solunum sıkıntısı çeken hastalarla birlikte solunum sıkıntısını çektiğimi hissettiğimde, nöbet çıkışlarında “nefes alabiliyorum” dediğimde ve eve gidene kadar kelimelerle kendime şifa vermişim." ifadelerini kullandı.
"Hemşirelik zor, onkoloji daha zor"
Hemşireliğin fiziksel ve duygusal açıdan zor bir meslek olduğunu vurgulayan Kızılırmak "Hastanede hemşire olarak çalışmak çok zor ve yoğundur. Zor bir iş yapıyoruz. Onkoloji bölümünde kanserli hastalarla çalışıyor olmak daha zorlayıcı olabiliyor. Düşünün, 21 yaşında hayatının baharında bir kişisiniz. Önünüzde birçok planlarınız var. Ama size gelen hastalar, hayatının son döneminde olduğunu düşünen, zorluk ve sıkıntılar çeken hastalardır. Yaşananların içimdeki dönüşmüş hâliyle, hemşireliğimde yaşanan sıkıntıları yazarlıkla şifalandırdığımı düşünüyorum." dedi.
"40 yaşından sonra yazmaya başladı"
40 yaşına kadar yazar olmayı hiç düşünmediğini söyleyen Kızılırmak "40 yaşından sonra bana bir güncelleme geldi. Kendi kendime dedim ki: “Ben neden yazmıyorum?” Yazmak, hemşirelikten çok daha farklı dinamiklere sahip. Kurslara gitmeye başladım. 4 yıldır aktif bir şekilde farklı yerlerde yazmakla alakalı kurslara gidiyorum. İlk projemiz, 22 kadının ortak bir şekilde yazdığı bir göçebe kitabıydı. Bu proje ilk yazarlık denemelerimdi. Fark ettim ki içimdeki hemşireliği ve hastaların hikâyelerini anlatmadan yazar olamayacağım." şeklinde kullandı.
"Hemşirelik, insanlar ve hastalık beni buraya getirdi"
İlk kitabını, onkoloji servisinde göreve başladığı yıllarda yaşadığı olaylardan yola çıkarak kaleme alan Kızılırmak "İlk kitabımı, 21 yaşında onkolojiye başladığımda karşılaştığım olaylarla ilgili kaleme aldım. İkinci kitabımı, kızımla olan diyaloglarım ve “çocuklara sağlıkla ilgili bir kitap yazabilir miyiz?” düşüncesiyle kaleme aldım. Üçüncü kitabımı, hastalarla olan diyaloğumu yazdığım şiirlerden oluşturdum. 20 yıllık ajandalarımı çıkartıp şiirlerimi derledim ve bir şiir kitabı yazdım. Dördüncü kitabımı, çocuklara matematik dersini sevdirmek amacıyla roman olarak yazdım. Yazar olayım diye yola çıkmadım. Hemşirelik, insanlar ve hastalık beni buraya getirdi." dedi.
"Hastaların duaları bizim gücümüz"
Meslek hayatında hasta ve hasta yakınlarıyla zaman zaman yaşanan gerginliklere de değinen Kızılırmak, "Bazen hasta ve hasta yakınlarıyla gerginlik hissettiğimde hep şunu söyledim kendime: “20 yıl duamı mı almak istiyorsun, yoksa 20 yıl bedduamı mı almak istiyorsun?” Hemşireler olarak hastalarımızın dualarına talibiz ve onların bizim işlerimizi rast getirdiğini, hayatımızı yoluna koyduğunu düşünüyoruz. Bizler nasıl onlara şifa oluyorsak, aslında onlar da dualarıyla bize şifa oluyorlar" diye konuştu. (İLKHA)