Müslüman mı Doğduk, Müslüman mı Olduk?

Müslüman mı Doğduk, Müslüman mı Olduk?

​Geleneksel bir mirasa konmak kolaydır; zor olan, o mirası bir bilinç ve yaşam biçimi haline getirmektir. Mevdûdî’nin yıllar öncesinden yükselen sesi, bugün modern dünyanın karmaşasında kaybolan bizlere sarsıcı bir soru yöneltiyor

​Geleneksel bir mirasa konmak kolaydır; zor olan, o mirası bir bilinç ve yaşam biçimi haline getirmektir. Mevdûdî’nin yıllar öncesinden yükselen sesi, bugün modern dünyanın karmaşasında kaybolan bizlere sarsıcı bir soru yöneltiyor: Kimliğimizdeki "Müslüman" ibaresi ne kadar sahici?

​Bugün İslâm dünyasının en büyük paradoksu, sayıca çok ama nitelikçe eksik olmasıdır.

Milyonlarca insan Müslüman bir coğrafyada doğmanın verdiği "rahatlıkla" bir hayat sürüyor. Ancak Pakistanlı düşünür Ebu’l A’lâ el-Mevdûdî, üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin değerini yitirmeyen, kendi alanında devrim yaratmış, geniş kitleleri derinden etkilemiş ve adeta bir "referans kaynağı" haline gelmiş eserlerinden biri olan 'Gelin Müslüman Olalım’da bizi bu uykudan uyandırıyor. Ona göre Müslümanlık; babadan oğula geçen bir mülk değil, her saniye yeniden verilmesi gereken bir karardır.

​Bir "İsim"den Fazlası Olmak

​Bir insan tıp fakültesine gitmeden, o kalın kitapları devirmeden ve hastanede ter dökmeden "doktor" olabiliyor mu? Cevabınız hayırsa, Mevdûdî’nin şu sorusuna da hayır demek zorundasınız: Kur’an’ın ne dediğini bilmeden, İslâm’ın getirdiği yasaları tanımadan nasıl "gerçek" Müslüman olunabilir? Sadece aileden gelen alışkanlıklarla Müslümanlık iddiasında bulunmak, diploması olmayan birinin doktorluk yapması kadar tehlikelidir. Çünkü bu durum, İslâm’ın hakikâtini temsil etmekten ziyade, onu sadece bir "kültürel etikete" indirger.

​İbadetler Bir Antrenmandır

​Mevdûdî, ibadetleri askeri bir talime benzetir. Bir asker kışlada saatlerce eğitim görür; amacı savaş meydanında komutanının emrinden çıkmamaktır. Namaz, oruç ve hac gibi ibadetler de birer ruhsal antrenmandır. Eğer biz camide Allah’ın emrine boyun eğip, camiden çıktığımızda çarşıda, pazarda, evde, ofiste veya hukukta başkalarının (hevalarımızın, menfaatlerimizin veya ideolojilerin) koyduğu yanlış kurallara göre hareket ediyorsak, yaptığımız "antrenman" boşa gitmiş demektir. Emre itaatin olmadığı bir yerde, sadece şekilden ibaret olan bir ibadet rûhunu kaybetmiştir.

​Cesur Bir Yüzleşme

​Yazara göre Müslüman olmak, hayatın merkezine Allah’ı koyarak geri kalan her şeye "dur" diyebilme cesaretidir. İslâm bir "hobi" değildir; hayatın kenarında duran, sadece boş zamanlarda hatırlanan bir inanç sistemi hiç değildir. O, her eylemimizin, her sözümüzün ve her alışverişimizin referans kaynağıdır.

​Mevdûdî’nin çağrısı, modern insanın içindeki anlam arayışına bir cevap niteliği taşıyor. Bugün içinden geçtiğimiz toplumsal krizlerin, ahlâkî aşınmanın ve kronikleşen 'kimliksizliğin' yegâne reçetesi şudur: Taklidî bir inanıştan, tahkikî bir îmana hicret etmek; başka bir ifadeyle, miras kalan bir Müslümanlıktan bilince dayalı bir îmana göç etmek.

​Belki de bugün kendimize sormamız gereken en çarpıcı soru şudur: Eğer İslâm bir tercih olsaydı ve biz Müslüman bir ailede doğmasaydık, bugün yine bu yolu seçer miydik? Eğer bu soruya "evet" diyebilecek kadar İslâm’ı tanımıyorsak, henüz o büyük yolculuğa başlamamışız demektir.

​Gelin, sadece "İslâm dairesinde" doğmuş olmayla yetinmeyelim; gelin, gerçekten Müslüman olalım.

Mithat Güdü



Haber Editörü

Mithat GÜDÜ /Emekli İmam Hatip / Gazeteci -Yazar

dogruhaber61@hotmail.com
Anahtar Kelimeler: Müslüman Doğduk Müslüman Olduk?
Yorumlar (0)

GÜNDEM

Haberi Sesli Oku