16834,12%0,95
43,82% 0,16
51,69% 0,16
7182,08% 2,07
11729,31% 0,51
Demokratik sistemlerin temel dayanağı kuvvetler ayrılığıdır. Yasama kanun yapar, yürütme uygular, yargı denetler. Bu üç alan birbirini sınırlar ve dengeler. Teoride bu yapı nettir. Ancak uygulamada denge zayıfladığında sistemin bütünlüğü tartışma konusu olur.
Güçlü bir yürütme, hızlı karar alma kapasitesi sağlayabilir. Özellikle kriz dönemlerinde bu avantajlı görülebilir. Fakat demokrasi yalnızca hızdan ibaret değildir. Demokrasi aynı zamanda denge rejimidir. Eğer karar alma süreçleri hızlanırken denetim mekanizmaları zayıflıyorsa, bu durum uzun vadede kurumsal sorunlara yol açabilir.
Bir ülkede yasama organı yürütmeyi yeterince denetleyemiyorsa ya da yargı bağımsızlığı kamuoyu nezdinde tartışmalı hale gelmişse, alınan kararların hukuki meşruiyeti sorgulanmaya başlar. Bu sorgulama yalnızca siyasi bir eleştiri değildir; sistemin güven üretme kapasitesiyle doğrudan ilgilidir.
Siyasi literatürde güç yoğunlaşmasının kısa vadede istikrar sağladığına dair görüşler vardır. Tek merkezden yönetim, karar alma süreçlerini sadeleştirir. Ancak bu modelin sürdürülebilirliği denge mekanizmalarına bağlıdır. Eğer denge yoksa, sistem kişisel iradeye bağımlı hale gelir.
Kurumsallaşmamış güç, geçicidir. Liderler değişir, siyasi dengeler değişir. Kalıcı olan kurumların işleyişidir. Eğer kurumlar kişilere göre şekillenirse, sistem öngörülebilirliğini kaybeder. Bu durum yalnızca siyasi alanda değil, ekonomik güven ortamında da etkisini gösterir.
Yatırımcı güveni, hukuk güvenliğiyle paraleldir. Hukukun bağımsızlığı konusunda şüphe oluştuğunda ekonomik dalgalanmalar artabilir. Çünkü ekonomik istikrar ile hukuki istikrar arasında doğrudan bir ilişki vardır.
Denetim, iktidarı zayıflatmak için değil, sistemi güçlendirmek için vardır. Yasama organının soru sorma, araştırma ve denetleme kapasitesi ne kadar güçlü olursa, yürütmenin aldığı kararlar o kadar sağlam zemine oturur. Aynı şekilde bağımsız bir yargı, hem vatandaşın hem devletin güvencesidir.
Demokrasi yalnızca sandık sonuçlarına dayanmaz. Şeffaflık, hesap verebilirlik ve kuvvetler ayrılığı sistemin temel kolonlarıdır. Eğer bu kolonlardan biri zayıflarsa, yapının tamamı risk altına girer. Güçlü yürütme ile güçlü denetim aynı anda var olabilir. Hatta sağlıklı sistemlerde bu ikisi birlikte işler.
Bugün tartışılması gereken mesele, yetkilerin genişliği değil; bu yetkilerin hangi çerçevede ve hangi denge mekanizmalarıyla kullanıldığıdır. Hukukun üstünlüğü söylemde kalırsa, zamanla toplumsal güven aşınır. Oysa güven, demokrasinin en temel sermayesidir.
Sonuç olarak mesele kişisel değil yapısaldır. Kuvvetler ayrılığı zayıfladığında yalnızca hukuk değil, demokrasi kültürü de zarar görür. Güç denetlenebildiği ölçüde meşrudur. Aksi halde istikrar arayışı, yeni kırılganlıklar üretebilir.