17016,29%1,08
43,84% 0,04
51,77% 0,16
7333,64% 2,11
11883,52% 0,37
Bu ülkede kimse saf değil.
En azından herkes öyle söylüyor.
Dolandırılan da “Ben zaten anlamıştım” diyor.
Kandırılan da “Zaten güvenmiyordum” diyor.
Yanılan da “Aslında biliyordum” diyor.
Memleket uyanık dolu.
Ama nedense her sabah başka bir gerçekle tokatlanıyoruz.
Garip bir uyanıklık bu.
Gözler açık, bilinç kapalı.
Herkes sistemi çözmüş.
Ama sistem herkesi çözmüş daha önce.
Sosyal medyada devrim yapıyoruz,
Gerçek hayatta sessiz moddayız.
Yorumlarda mangal yürekli,
Sandıkta, sokakta, masada fısıltı tonundayız.
Çünkü bizim uyanıklığımız konforlu.
Risk almayan, bedel ödemeyen, sadece konuşan bir uyanıklık.
Kimse aptal yerine konmak istemiyor ama
Herkes kolayına gelen yalana razı.
Gerçeğin tadı acı geliyor çünkü.
Algı daha şekerli.
Bir manşet görüyoruz, inanıyoruz.
Bir video izliyoruz, hüküm veriyoruz.
Bir cümle duyuyoruz, taraf oluyoruz.
Araştırmak mı?
O zahmetli.
Düşünmek mi?
O yorucu.
Hazır fikir paketleri var zaten.
Aboneliği ücretsiz, iptali imkânsız.
Bu yüzden herkes uyanık ama memleket uykuda.
Çünkü uyanık olmak;
Sadece göz açmak değil, bedel ödemeyi göze almak demek.
Biz gözümüzü açıyoruz ama elimizi taşın altına koymuyoruz.
Şikâyet var, sorumluluk yok.
Öfke var, cesaret yok.
Paylaşım var, duruş yok.
Ve en acısı şu:
Gerçekten uyanan birkaç kişi olduğunda,
Onlara “abartma”, “boş yapma”, “sen mi kurtaracaksın memleketi” diyoruz.
Uyumak bulaşıcı çünkü.
Rahat bir karanlık var orada.
Işık göz alıyor.
Herkesin bir bahanesi var:
“Ben tek başıma ne yapabilirim?”
İşte memleket tam da bu cümlenin içinde uyuyor.
Toplum dediğin şey,
“Ben”lerin yan yana gelmesi değil mi zaten?
Ama biz “ben”i büyüttük,
“Biz”i küçülttük.
Sonra da dönüp diyoruz ki:
“Neden hiçbir şey değişmiyor?”
Çünkü değişim, uyanık görünmekle olmuyor.
Gerçek uyanış, konforu terk etmekle başlıyor.
Bugün dürüst olmak risk.
Sorgulamak cesaret istiyor.
Tarafsız kalmak lüks sayılıyor.
Vicdan göstermek ise saflık.
Ve biz bu düzende hâlâ kendimizi “uyanık” sanıyoruz.
Belki de asıl mesele şu:
Biz uyanık değiliz.
Sadece gözlerimiz açık uyuyoruz.
Memleketi uyandırmak için önce kendimizi dürtmemiz gerekiyor.
Yoksa sabahlar sadece takvimde değişecek.
Zihniyet aynı kalacak.
Ve biz yine diyeceğiz:
“Zaten biliyorduk.”
Ama bilmek yetmeyecek.