Uzmanlar Ülkesi
Bu ülkede uzman sıkıntısı yok. Hatta fazlası var. Ekonomiden herkes anlıyor, hukuku herkes biliyor, eğitimi herkes çözer, sağlığı herkes yönetir. Bir konu açıldığında, daha cümle bitmeden uzmanlar sıraya giriyor. Ne diploman soruluyor ne deneyimin. Konuşabiliyorsan yeterli.
Ama iş uygulamaya gelince ortalık sessizleşiyor. Çünkü konuşmak risksiz, yapmak sorumluluk ister. Atalar boşuna dememiş: “Lafla peynir gemisi yürümez.” Bizde gemi yürümüyor ama konuşanlar hâlâ kaptan.
Konuşmak Makbul, Yapmak Şüpheli
Bir tuhaflık var: İş yapan sürekli sorgulanıyor, konuşan alkışlanıyor. Ortaya bir emek koyan “neden böyle yaptın” diye hesaba çekiliyor, hiçbir şey yapmayan “ne güzel anlattı” diye övülüyor. Gürültü, emeğin önüne geçmiş durumda.
Eskiden “iş bilenin, kılıç kuşananın” denirdi. Şimdi iş bilene kuşkuyla bakılıyor, laf bilene mikrofon uzatılıyor. Çünkü laf ucuz, sorumluluk pahalı.
Sorumluluk Kadar Kaçılan Bir Şey Yok
Bir hata mı oldu? Sistem.
Bir kriz mi çıktı? Küresel.
Bir yanlış mı yapıldı? Öncekiler.
Sorumluluk bu ülkede el yakıyor. Kimse tutmak istemiyor. Oysa “Yiğit düştüğü yerden kalkar” derler. Bizde düşen kalkamıyor, çünkü düşenin üstüne bir de konuşma yapılıyor.
Sorumluluk alınmayınca iş de ilerlemiyor. Herkes birbirine akıl veriyor ama kimse taşın altına elini koymuyor.
Her Yerde Bilgi, Hiçbir Yerde Liyakat
Bilgi var ama liyakat yok. Diplomalar duvarda, beceriler kenarda. Görevler ehline değil, sesi çok çıkana gidiyor. Bu da işin kalitesini değil, gürültüsünü artırıyor.
“Aynası iştir kişinin, lafa bakılmaz” denirdi. Şimdi aynaya bakılmıyor, mikrofona bakılıyor. İşin aynası kırık, lafın sesi açık.
Mizah Gibi Ama Trajik
İşin trajikomik tarafı şu: Herkes çözümü biliyor ama çözen yok. Herkes reçete yazıyor ama hastaya bakan yok. Toplum bir açık oturumda yaşıyor; konuşmacılar değişiyor, sorunlar sabit.
Gülüyoruz ama içimizden. Çünkü bu mizahın bedelini halk ödüyor. İş yapılmadıkça fatura büyüyor, konuşma arttıkça sonuç küçülüyor.
Alışmak En Büyük Kayıp
En tehlikelisi de buna alışmak. “Böyle gelmiş, böyle gider” demek. Oysa “Yanlışta ısrar, doğruyu boğar.” Yanlışa alıştıkça, doğrular sessizce çekiliyor.
Bu ülkenin sorunu bilgi eksikliği değil, sorumluluk fazlalığı da değil. Sorun, sorumluluğun hep başkasına havale edilmesi.
Herkes her şeyi biliyorsa ama hiçbir şey yapılmıyorsa, ortada ciddi bir problem vardır. Bu problem ne halktır ne kader. Bu problem, sorumluluktan kaçan bir düzenin sonucudur.
Konuşmak yetmez. Bilmek yetmez. Yapmak gerekir. Çünkü sonunda tarih şunu sorar:
“Kim ne dedi?” değil,
“Kim ne yaptı?”