16845,10%0,50
43,96% 0,17
51,94% 0,09
7320,34% -0,15
11819,10% 0,00
Eyvah eyvah! Değil mi ki hayallerimizin üzerinden bir kez daha su çıktı…
Şehrimizi çok ama çok seven (!) Ulaştırma Bakanı tarafından, geçen günlerde Trabzon’a verilen müjdelere bakıldığında; Erzurum’un nasıl bir ivedilikle geri plana atıldığını ve ötekileştirilme adımları içerisinde, nasıl bir harita rotası çizildiğini görmemek mümkün değil.
Sanki de bakan bey, inadına bir ritimle; çok değil, bundan bir süre öncesinde kaleme almış olduğumuz “Trabzon’un gölgesinde kalan şehir” yazı dizimizi, bir kez daha haklı çıkarmış bulunmaktadır.
tum1haber.com / globalbakis.com / ÖZEL-YORUM-HABER
Hem de kendi samimi bir itiraf içeriğindeki ifadeleriyle…
Düşünsenize bütçesi bahane edilerek ortaya konulan, ülkemizin içerisinde bulunduğu ekonomi darboğazı ve bu durumun meydana çıkarmış olduğu ve her ne kadar samimi görünmese de adı bizim şehrimiz için geçerliliğini sürdüren, kemer sıkma politikasının “tasarruf tedbirleri” uzantısı o toplantıda bizlere anlatıldığı gibi anlatılmadı.
İşin içerisine Trabzon girdiğinde, tasarrufun adı dahi anılmadan, sanki bedeli gazoz kapaklarıyla karşılanacakmışçasına özellikle de YHT projelerinden, ticaret yolları projelerinden ve başta yeni bir havaalanı olmak üzere yapılan çalışmalardan bahsedilmesi, sanki bize nispet edercesine gönderme yapılıyormuş hissi vermeye başladı.

Erzurum’a sıra gelince yarım ağız bir biçimde söylenilen ve bilmem kaç yılından önce yapılması düşünülmeyen, imkânsız görünen ve özellikle de şehrin vekillerince “Kaf Dağı”nın ardı tarifi misali terennüm edilen, o malum yükseği olmayan hızlı trenin proje çalışması için biçilen tarih ile Trabzon’un yükseği içerisinde olan ve özellikle “2 saate indirilecek” gibi ifadelerle ballandırılarak müjdelenen YHT projesi için “hayırlı olsun” demekten başka ne yapabilir ki?
Şimdiden hayırlı olsun.
Sarp’tan, Samsun’a kadar olan tüm Karadeniz sahil şeridi , Trabzon sayesinde “abad oldu” vesselam…

Erzurum ise 2035 in hayalini kurarak, şimdilik kendisine “lütfen” bahşedilen ve detayından genellikle su çıkan veya sudan bahanelere takılan bu imkânlar sayesinde sonsuz şükür hissine kapılarak, minnet duygusuyla yaşasın yeter.
Tıpkı Kop’un ilk kazmasının vurulduğu gün yaşanılan minnet duygusu gibi.
Tıpkı Dallıkavak’ın,
Kırık’ın ve dahi Çirişli’nin ilk kazmasının vurulduğu gibi…
Dallıkavak’ın, Kırık’ın, Kop’un ve Çirişli’nin ilk kazmasına hangi tarihlerde başlanıldığı dahi akıllarda kalmazken, tüm hayallerimizin tamamının üzerinden su çıkması durumu, ne kadar şanslı olduğumuzun göstergesi olarak bize yeter…
Hatta asrın felaketi olan depremin bahanesini bile bu şehrin yarınlarına tuzak kurmak için kullanarak, başta Kazım Karabekir şehir stadı olmak üzere alet eden ve şehrin futbol takımını sabote etmek açısından, seyyah misali bavul elde diyar diyar dolaştıran birilerinin varlığının olduğu “düşüncesi” bile listeye eklenebilir.
İdrak edemediğimiz ama inanın hissettiğimiz ve yolunda gitmeyen bir şeylerin olduğunun farkındayız ama henüz adını koyamamakla birlikte, “sanki de” değil, “harbiden de” aldatıldığımızın da bilincindeyiz…
Şehir Stadyumunun adımlarının bilincinde olduğumuz ve su çıkması gerçeğini orada da yaşadığımız gibi.
Şu sıralar önünün kesilmeye başlanılacağı korkusunu yaşadığımız Erzurumspor’un, süper lig hayallerinin üzerinde de su çıkacağı endişemiz olduğu gibi.
Kaldı ki tüm bu olumsuz örnekler yanı başımızda iken, mevcutta var olan ama idrak ederek dillendirmeye korktuğumuz ve kayıtsız kalınacağından zerre endişe etmediğimiz diğer durumlarımızın da üzerinden su çıkacağı endişesi yaşamaktayız.
Hangisi mesela;
Şehrimizin havacılık ve hava ulaşımındaki ihtiyaçlarına hiçbir zaman için cevap veremeyen ve bu amaç doğrultusunda 70 li yılların planlamalarına göre 2000 li yıllarda yapılan ve o amaç doğrultusunda hizmet sunmaya yeterli olmayan; adı her ne kadar göstermelik olarak uluslar arası olsa da, gerçekte mahalle büfesi orantısında bir bilet gişesini andıran, garip bir ucube yapılaşmadan oluşan hava limanımızın ve onunla birlikte yeterliliği her zaman tartışma konusu olan eleman sıkıntılarının giderilmesi hayalimizin…
Ki özellikle de saatleriyle birlikte, sefer sayıları ve bilet bedellerindeki sıkıntılara hiç değinmiyoruz bile.
Bırakın 10 milyon yolcu kapasitesini planlamasında var olan 2 milyona dahi hizmet verebilecek durumda olmayan hava limanımızdan…
Uzatmanın veya aynı şeyleri tekrardan tekrardan ikrar etmenin hiçbir manasının olmadığını son çeyrekte hepimiz gördük ve yaşadık.
Yaşamaktayız da…
Kaldı ki,
Bilmem kaç derslikli okul yapmakla, kurumlarda tasarruf tedbirlerine (!) takılmayan her hangi bir etkinlikte bulunmakla, hastane içerisine bir makine almakla veya branş doktoru atamakla veya bilmem hangi kurumun müdürlüğüne liyakatle alakası olmayan parti sadığı birisini atamakla, tüm Türkiye’de yapılan ve elzem olan projelere bu şehri (lütfen) katmakla; bu şehri kalkındıramadığınızı gördüğümüz gibi bu sahapsız şehrin kalkınmasını da asla ve kat’a sağlayamazsınız.
İşin garip olan tarafı ise bu adımlar atılırken, şehrimizde var olduğunu zannettiğimiz; başta özellikle de ana muhalefet olmak üzere diğer muhalif partilerin tabelalarının ardından seslerinin çıkmaması, kendilerinin görülmemesidir. TRT nin önünde şov yapmanın bu şehrin kalkınmasına ne tür bir çare olacağını idrak edemediğimiz ve aylar sonra ilk kez TRT önünde var olduğunu gördüğümüz bir il başkanından, nasıl bir gayret içerisinde şehrimizin kalkınmasına rol alacağını düşünebiliriz ki?
Veya halkımızın sağlığından, ölüsünden ve dirisinden haberleri olmadan, işçisinden ve esnafından bihaber yaşayarak, sadece kendi genel başkanları geldiğinde ortalıkta raks yapan ve sonrasında konu mankeni misali ortalıkta var olduğunu düşündüğümüz birilerinin, bu şehri temsil noktasında ciddi bir eksiği yok mudur?
Hodri meydan; tüm siyasi partilere sesleniyorum. Alın elinize kâğıt kalemi ve çıkın şu şehrin sokaklarına. Bu şehirde sizi tanıyan ve inanan ve özellikle de güvenen kaç kişi bulursunuz bir bakalım…
Yaptıklarınızın (!), yapacaklarınıza teminat olarak sayılacağı alanda; kime ne yaptığınızı bu noktadan hep beraber görmeyelim mi?
Muhalefet olarak hangi çalışmanın içerisinde tuzunuzun olduğunu idrak etmeyelim mi?
Bu kadim şehrin hangi derdine derman aradığınızı sormayalım mı?
Kendi içinizde, kendi büro ve odalarınızda sürdürdüğünüz iktidar hayallerinizi, adam kayıran bizansvari oyunlarınızı ve yanı başınızda görmek istediğiniz şakşakçılarınızla kurduğunuz tatlı rüyalarınızdan uyanmanızı beklemeyelim mi?

İktidara sıra gelince,
Var olduğuna ve gayret gösterdiğinize inandığımız ve bildiğimiz bazı çalışmalarınızın asla inkâr edilmediğini, ancak asla yeterli gelmediğini ve sadece oyalama politikası içerdiğini hissettiğimizin bilindiğini, biliyoruz…
Tıpkı ve özetle hiç uzatmadan;
5+1 i minnetle değil, direkt 6 yı istediğimizi siz de biliyorsunuz.
Henüz açıklanan ve o günlerde bizleri ziyadesiyle heyecanlandıran ama ilerleyen saat ve günlerde şehrimizin adı dahi geçmeyen stratejik noktalara veya sanayi koridorlarına, Erzurum’u bir geçiş noktasındaki sadaka verilircesine bir “durak” olarak değil; lojistik merkez olarak düşünülmesi gerektiğini ve bunun tarihe olan bir vefa borcu olduğunu, özellikle de bu şehir ve halkınca mevcut siyasi iradeye karşı yapılmış ve verilmiş olunan özel desteğin olması gereken karşılığı olduğunu da, hep birlikte biliyoruz.
Velhasıl-ı kelam
Bitmeyen, bitirilmeyen, bitirilemeyen, bitmemesi için “su” dan bahanelerle oyalama politikası siyaseti yapılan ve dahi içinden, altından ve üstünden su çıkan projelerimiz için iktidar veya muhalefet ayrımı yapmaksızın hepinize Erzurum halkı olarak, Dadaşlar olarak minnettarız!