16761,58%0,39
43,95% 0,16
51,70% -0,02
7326,28% -0,07
11819,10% 0,00
Bugünün dindarlığı ilginç bir hal aldı.
En pahalı arabaların direksiyonunda oturup “kanaat” dersleri veriliyor.
Kahvaltıda havyar yerken “azla yetinmek sünnettir” nutukları atılıyor.
Yurt dışından gelen markalarla dolu gardırobun önünde “sade yaşam” üzerine konuşuluyor.
Soru basit:
Kimse güzel yaşamayı yasaklamıyor. Ama yaşamadığın hayatın vaizliğini yapmak, bir çelişkidir.
İnanç, vitrine konulacak bir aksesuar değildir.
Ahlak, sadece kürsüde anlatılan bir hikâye değildir; günlük yaşamın taşınan sorumluluğudur.
Dindarlık, artık çoğu yerde bir kimlik etiketi.
Yaşanan değil, gösterilen şey ön plana çıktı.
En lüks hastanelerde tedavi olup geleneksel yöntemleri överken,
beş yıldızlı tatil beldelerinde güneşlenip sabır ve çile üzerine konuşmak,
gösterişli düğünler yapıp israfın haram olduğunu hatırlatmak…
Ortada büyük bir çelişki yok mu?
Torpille makam bulanların liyakat dersi vermesi,
torpille hacca yazılanların adalet nutku atması,
israfın ortasında yaşayanların kanaat öğütlemesi…
Bu tablo, vicdanın ne kadar sustuğunu gösteriyor.
Toplumun en büyük sorunu burada başlıyor:
Söz ile hayat arasındaki makas açıldıkça güven azalıyor, samimiyet kayboluyor.
Gençler bakıyor ve soruyor:
“Anlatılan başka, yaşanan başka.”
Sonra ya hepsini reddediyor ya da hepsini taklit ediyor.
Oysa gerçek dindarlık sessizdir.
Reklam yapmaz.
Mikrofon aramaz.
Gösteriş arttıkça samimiyet azalır.
Samimiyet azaldıkça din, bir slogana dönüşür.
Çifte standart artık sıradanlaştı.
Kimse artık şaşırmıyor.
Sarayda, villada, lüks tatillerde yaşayanlar;
bir yandan sabır, kanaat ve tevazu nutku atıyor.
Ama unutuyorlar:
İnanç, önce kendine dürüst olmaktır.
Evindeki hayat ile kürsüdeki söz aynı değilse, orada iman yoktur; imaj vardır.
Toplumları çürüten fakirlik değil, çifte standarttır.
Birine sabır önerip kendisi konforun zirvesinde yaşamak,
birine kanaat tavsiye edip kendisi israfın keyfini sürmek…
İşte asıl uçurum burada.
Din kimsenin tekelinde değildir.
Ne zenginin süsüdür, ne fakirin avuntusu.
İnanç, önce insanın aynaya bakabilmesidir.
Anlatmak kolaydır.
Yaşamak bedel ister.
Ve samimiyet, en pahalı lüks arabadan bile değerlidir.