Bugün Dünden Daha Pahalı, Yarın Bugünü Aratacak

Bugün Dünden Daha Pahalı, Yarın Bugünü Aratacak

Torununa bir oyuncak alamayan dede, iki yıldır evine et girmeyen baba, markette fiyat etiketine bakıp geri dönen anne… Konumuz ekonomi değil tatlım, konumuz hayatın kendisi.

Torununa bir oyuncak alamayan dede, iki yıldır evine et girmeyen baba, markette fiyat etiketine bakıp geri dönen anne… Konumuz ekonomi değil tatlım, konumuz hayatın kendisi.
Bugün Dünden Daha Pahalı
Her sabah aynı cümleyle uyanıyoruz: “Bugün dünden daha pahalı.”
Bu artık bir serzeniş değil, bir tespit. Ne haber bültenlerinden düşüyor ne de sofralardan. Fiyatlar yükseliyor, maaşlar yerinde sayıyor, umutlar ise sessizce küçülüyor. Eskiden zam haberleri ayda bir olurdu, şimdi sabah-akşam güncelleniyor. Market rafları hızla değişiyor ama evlerin hali hiç değişmiyor: Boş.
Eskiden dede torununa oyuncak alırken pazarlık ederdi, şimdi vitrinden içeri girmeye çekiniyor. Eskiden baba kasaptan çıkarken poşeti ağır olurdu, şimdi başı eğik. Et artık protein değil, hayal. Kıyma lüks, tavuk hesap işi, balık ise fotoğraflarda güzel. Sofrada konuşulan konu yemek değil, “Bu ay nasıl idare edeceğiz?”
Bir Oyuncak Kadar Uzak Olan Mutluluk
Bir çocuğun oyuncağa ulaşamaması sadece maddi bir mesele değildir. O, geleceğe atılan ilk çentiktir. Oyuncak alamayan dede aslında torununa bir şey değil, kendine yeniliyor. Çünkü o dede bir ömür çalıştı. İnşaatta, tarlada, fabrikada… Ama emeklilik denilen şey bugün sadece kelimede kaldı.
“Çocuk büyür, anlar” diyenler yanılıyor. Çocuk anlıyor. Oyuncak alamayan dedenin yüzündeki mahcubiyeti, babanın kasadan dönerken ki sessizliğini, annenin alışveriş listesinden kalem kalem vazgeçişini görüyor. Ve çocuk daha şimdiden öğreniyor: Bu ülkede hayal kurmak pahalı.
İki Senedir Eve Et Girmiyorsa, Bu Bir Kriz Değil Düzen Meselesidir
Bir evde iki yıl boyunca et pişmiyorsa, bu geçici bir sıkıntı değildir. Bu bir sistem göstergesidir. “Alternatif proteinlere yönelin” diyenler var. Sanki mesele damak zevki. Mesele karın doyurmak. Mesele çocukların gelişimi. Mesele sağlıklı yaşamak.
Eskiden fakirlik vardı ama utanma da vardı. Şimdi fakirlik normalleştirildi, zenginlik kutsandı. Bir yanda lüks restoranlardan paylaşılan tabaklar, diğer yanda evde makarna üçüncü gün. Bir yanda “ekonomik büyüme” grafiklerle anlatılıyor, diğer yanda küçülen porsiyonlar.
Babalar kasaba girerken artık fiyat sormuyor. Çünkü sormak cesaret ister. O etiketle göz göze gelmek insanın onurunu zedeliyor. Sorun kasapta değil, sorun kasayı dolduramayan sistemde.
Market Arabası Dolmuyor, Sabır Taşıyor
Eskiden alışveriş arabası dolardı, şimdi insanlar el sepetiyle bile tereddüt ediyor. İndirim kovalamak yeni meslek oldu. Son kullanma tarihine bakmak refleks değil, zorunluluk. Bir ürün alınırken üç kere düşünüyor insanlar: Lazım mı? Şart mı? Almazsam olur mu?
Bu sadece ekonomik bir yıkım değil, psikolojik bir çöküştür. Sürekli hesap yapan bir toplum üretmez, hayal kurmaz, mutlu olmaz. Herkes tasarruf konuşuyor ama tasarruf edecek bir şey kalmadı. Tasarruf artık zenginlerin önerisi, fakirlerin mecburiyeti.
Bu Hikâyede Kim Kazanıyor?
Sahi, bu düzende kim kazanıyor?
Torununa oyuncak alamayan dede mi?
Eve et götüremeyen baba mı?
Market raflarına bakıp çıkan anne mi?
Hayır. Bu hikâyede kazananlar hep aynı. Kaybedenler de. Ve her geçen gün kaybedenlerin sayısı artıyor. Bugün dünden daha pahalıysa, yarın bugünü aratacak demektir. Ama mesele fiyatlar değil. Mesele insan onurunun her gün biraz daha ucuzlaması.
Konumuz ekonomi değil tatlım…
Konumuz hayat.
Ve hayat, bu kadar pahalı olmamalıydı.



Haber Editörü

Hakan DİKMEN

hakandikmen30@gmail.com
Yorumlar (0)

GÜNDEM

Haberi Sesli Oku