16698,39%-0,07
43,63% 0,02
51,86% 0,18
7094,66% -0,58
11727,26% 0,00
Yoksulluk bu ülkenin kısa tarihinde hiçbir zaman rastgele anlatılmadı. Hep “kader” denilerek geçiştirildi, hep “şükür”le örtüldü. Oysa yoksulluk bir tercihin değil, yanlışların ve adaletsizliğin sonucuydu. Bilerek görmezden gelinen bir düzenin kaçınılmaz faturasıydı.
Ama biz bu faturayı sisteme kesmedik. Yoksulun önüne koyduk. “Çalışsaydı olurdu” dedik. “Akıllı olsaydı kurtulurdu” diye hüküm verdik. Düzeni sorgulamak yerine, düzenin altında ezileni suçladık. Yukarı bakmak yerine aşağıyı işaret ettik.
Bu ülkede yoksulluk nesilden nesile aktarıldı. Miras kaldı ama tapusu hiç verilmedi. Aynı evlerde büyüdü çocuklar, aynı eksiklerle. Aynı ayakkabıyı sırayla giydiler, aynı hayalleri daha başlamadan rafa kaldırdılar.
Zenginlik büyürken yoksulluk yerinde saydı. Hatta çoğu zaman daha da derinleşti. Çünkü biri yükselirken, diğeri yerinde durmak zorundaydı. Çoğu zaman da geri düşmek zorunda bırakıldı.
Bu ülkede yoksulluk en çok gizlenmek zorunda kaldı. İnsanlar fakir oldukları için değil, fakir göründükleri için utandı. Markası yoksa sustu, parası yoksa saklandı. Geçinememek ayıp sayıldı; geçindiremeyen sistem sorgulanmadı.
Yoksuldan sabır istendi. Sessizlik beklendi. Minnettarlık zorunlu kılındı. Sesini çıkaran “nankör” ilan edildi.
Bu ülkenin kısa tarihinde yoksullukla değil, yoksullarla mücadele edildi. Hak isteyen susturuldu, yardım alan teşhir edildi. Bir lokma ekmek manşet oldu, adalet dipnota bile giremedi.
Sonra hep aynı soru soruldu: “Bu ülkede neden umut az?”
Çünkü umut, boş tencerede uzun süre kaynamıyor.
Yoksulluk hâlâ burada. Aynı evde, aynı sokakta, aynı sofrada. Ama ona alıştık. Alıştıkça sorgulamayı bıraktık. Bu ülkenin kısa tarihinde yoksulluk en kalıcı şeylerden biri oldu. Geçici olan tek şey, ona duyulan utançtı.