Türkiye’de “iyi insan olmak” çoğu zaman bir erdem değil, bir yük olarak görülüyor. Sorun, iyiliğin zor olması değil; bedelinin ağır olması. Çünkü iyiysen senden daha fazlası bekleniyor, sesini çıkarmazsan eziliyorsun; çıkarırsan bu kez “nankör” damgası yiyorsun.
Toplumda yaygın kanaat şu:
Kurnazsan ayakta kalırsın, uyanıksan yolunu bulursun.
Ama iyiysen… bir şekilde kenara itilir, en sona yazılırsın.
Atalar “İyilik yap denize at, balık bilmezse Hâlık bilir” demişti.
Bugün ise deniz kurudu, iyilik ortada kaldı.
Birine karşılıksız iyilik yaptığınızda ilk sorulan soru genellikle aynı:
“Karşılığında ne aldın?”
“Hiçbir şey” cevabı verildiğinde bakışlar değişiyor. Çünkü sistem, karşılıksız iyiliği kabul etmiyor. İyi insan ya “saftır” ya da “işini bilmiyordur” deniliyor.
Herkes “uyanık ol” diye öğüt veriyor,
ama kimse “adil ol” demiyor.
Toplumda iyi insanın rolü net:
Bekler.
Alttan alır.
İdare eder.
Sorun şu ki, idare eden hep aynı kişi oluyor. Çünkü iyi insan sorun çıkarmaz, bağırmaz, kırmaz. “Olsun” der. Ve bir süre sonra herkes o “olsun”un üstüne basar.
Atasözü boşuna demiyor:
“Alttan alanın üstüne çıkarlar.”
Bu ülkede bu söz, deyim değil neredeyse kuraldır.
Etrafınıza bakın:
Kıran döken, bağıran, ezen biri yükselmiş.
Dürüst olan, işini düzgün yapan, kimseyi ezmeyen ise yerinde sayıyor.
Çünkü kötülük hızlı sonuç getiriyor.
İyilik ise sabır istiyor.
Ama bu ülkede sabır ödüllendirilmiyor; kullanılıyor.
“Mazlumun ahı çıkar ama geç çıkar” denir.
Biz o “geç” gelene kadar mazlumu tüketiyoruz.
İyi insan hata yaptığında affedilmiyor.
Kötü biri hata yaptığında ise “olur öyle” deniyor.
İyiden mükemmel olması bekleniyor.
Kötüden hiçbir şey.
Standartlar tersine çalışıyor.
“İyilikten maraz doğar” sözü,
bu topraklarda ne yazık ki deneyimle sabit.
İyi insan çok düşünür.
Kırmamaya çalışır.
Haksızlık yapmamaya çalışır.
Bu da yorar.
Kötü insan rahattır.
Uyur, unutur, devam eder.
İyi insan ise geceleri kafasında konuşmaları tekrar eder.
“Vicdan en ağır yüktür.”
Taşıyana ağır gelir,
taşımayana hiç.
Bu ülkede iyi insan olmak bir avantaj değildir.
Ama hâlâ bir anlamı varsa, o da şudur:
İyi kalmak, bozuk düzene karşı sessiz bir itirazdır.
Herkesin birbirini ezdiği yerde ezmemeyi seçmek,
herkesin çaldığı yerde elini çekmek…
Bunlar saflık değil.
Bunlar dirençtir.
“Doğru insan dokuz köyden kovulur” derler.
Ama o dokuz köyün vicdanı,
bir gün mutlaka geri çağırır.