16123,08%-2,79
43,94% 0,02
51,38% -1,07
7548,28% 1,52
12213,23% -2,50
Netanyahu, Beyt Şemeş ziyareti sırasında ABD ile kurulan askeri ittifakı, “varoluşsal tehditleri ortadan kaldırmak” olarak tanımladı. Ancak operasyon, sadece nükleer tesisleri değil, sivil altyapıyı ve askeri liderliği de hedef alıyor. Bu durum, sözde savunmanın ötesinde, bölgedeki güç dengelerini yeniden şekillendirmeye yönelik açık bir hamle olarak okunuyor.
İran Kızılayı’nın verilerine göre 555 kişi yaşamını yitirdi, 747 kişi yaralandı. Netanyahu’nun “İran halkını koruyacağız” açıklaması, sahadaki gerçeklikle ters düşüyor. Bombaların patladığı sokaklarda, yaralı ve ölü sayısı artarken yapılan insani vurgu, hem uluslararası kamuoyunda hem de diplomatik arenada sorgulanıyor.
28 Şubat’tan bu yana tırmanan gerilim, sadece sahada değil diplomatik düzlemde de sert rüzgarlar estiriyor. Netanyahu, İran’ın fırlattığı füzeleri gerekçe göstererek saldırı dozunu artırma sinyali verdi. Buna karşı İran halkının meydanlara çıkması ve intikam yemini, İsrail’in beklentisinin aksine toplumsal bir direnç yaratıyor.
Katar ve BAE’deki ABD üslerine yönelik misillemeler, çatışmanın bölgesel bir krize dönüşme potansiyelini gösteriyor. Netanyahu’nun iddialı “koruma” söylemi, sahadaki yıkım ve can kayıplarıyla ters düşüyor; Orta Doğu, geri dönülmez bir yıkıma sürükleniyor.