Son günlerde Ankara’daki su kesintileri üzerinden yürütülen tartışmaların, ne yazık ki teknik ve bilimsel gerçeklerden koparak tamamen siyasi bir karalama kampanyasına dönüştürüldüğünü görmekteyiz. Vatandaşın en temel ihtiyacı olan su üzerinden mağduriyet devşirmeye çalışmak; sadece belediyeyi değil, doğrudan Ankaralıyı hedef alan bir sorumsuzluktur.
Rakamlarla Ankara’nın Su Gerçeği
Bir kentin su yönetimi, gökten düşen yağışla ve barajdaki stokla sınırlıdır. Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB) ve ASKİ’nin Ocak 2026 verileri, durumun vahametini tüm çıplaklığıyla ortaya koymaktadır:
ASKİ’nin 7-8 Ocak 2026 tarihli resmi kayıtlarına göre, Ankara’nın su rezervlerinde geçtiğimiz yıla oranla çok sert bir düşüş yaşanmıştır. Şehrin asıl can damarı olan aktif kullanılabilir su oranı, geçtiğimiz yıl aynı dönemde %19,75 seviyesindeyken, bugün kritik eşiğin altına inerek %1,03’e gerilemiştir. Barajların genel doluluk durumuna bakıldığında ise geçen yıl %29,31 olan toplam doluluk oranı, bu yıl %12,18 olarak kaydedilmiştir.
Bu düşüşün temel sebebi, barajları besleyen su kaynaklarındaki kurumadır. Geçen yıl aynı tarihlerde barajlara günlük ortalama 736.094 metreküp su girişi olurken, bu miktar bugün 333.544 metreküpe kadar düşmüştür; yani su miktarı yarı yarıya azalmıştır. Buna karşın Ankara’nın günlük su ihtiyacı devam etmekte ve şehre günlük yaklaşık 1.295.949 metreküp su verilmektedir.
Özetle; barajlara giren suyun yaklaşık dört katı kadar su şehre verilmektedir. Mevcut suyun bu denli kısıtlı olması, yönetimin neden "kontrollü su yönetimi" ve "basınç düşürme" yöntemlerine başvurmak zorunda kaldığını bilimsel olarak ispatlamaktadır.
Ankara’nın barajlarındaki aktif kullanılabilir su oranı kritik eşik olan yüzde 1 seviyesine gerilemişken; "Neden su kesiliyor?" diye sormak, eşyanın tabiatına aykırıdır. Belediye, resmi açıklamasında 2025 yılının son 50 yılın en kurak yılı olduğunu ve kişi başına düşen su miktarının tarihsel olarak en düşük seviyeye (55 litre) indiğini vurgulamaktadır.
Şimdi sormak lazım,
Gökten yağmur yağmıyor, barajlar dolmuyorsa; belediye bu suyu laboratuvarda mı üretecek? Gerçek şudur: Belediye, var olan suyu vatandaştan esirgemiyor; tam aksine, bugün tamamen susuz kalınmaması için yarının suyunu "kontrollü su yönetimi" ile idareli kullanmaya çalışıyor. ASKİ'nin Çankaya, Etimesgut ve Gölbaşı gibi ilçelerde uyguladığı planlı basınç düşüklüğü ve kısıtlamalar, sistemin tamamen çökmesini engellemek adına alınan teknik önlemlerdir.
Sorumsuz Yayıncılık ve Siyasi İstismar
Bazı medya organlarının ve siyasi çevrelerin, barajlardaki bu boşluğu görmezden gelerek "yönetim zafiyeti" imajı oluşturmaya çalışması, halkı yanıltmaktan başka bir amaca hizmet etmez. Tasarruf artık bir tercih değil, zorunluluktur. Suyu bugün plansızca tüketip yarın şehri tamamen kupkuru bırakmak mı "başarı"dır, yoksa kısıtlı kaynağı zamana yayarak krizi yönetmek mi?
Su Siyasetin Değil, Hayatın Konusudur
Ankara’da yaşanan durum bir "belediye kusuru" değil, küresel iklim krizinin kapımıza dayanan acı bir faturasıdır. Musluğundan su akmayan vatandaşın yaşadığı zorluk gerçektir; ancak bu zorluğun müsebbibi suyu idareli kullanan yönetim değil, doğanın dengesinin bozulması ve şiddetli kuraklıktır. Yağışların kesildiği bir ortamda, yönetimin elindeki kısıtlı kaynağı koruma çabası bir zafiyet değil, sorumluluktur.
Dolayısıyla; gerçekleri eğip bükerek, boş barajlar üzerinden siyasi rant devşirmeye çalışmak ne ahlâkîdir ne de vicdanî. Ankara'nın ihtiyacı olan şey popülist tartışmalar değil, suyun her damlasına sahip çıkacak bir toplumsal bilinçtir.