17132,20%0,11
43,72% 0,19
51,92% -0,02
7075,01% 2,56
11673,05% -0,41
Kimse bir sabah uyanıp “onurdan vazgeçiyorum” demedi.
Onur yavaş yavaş değersizleştirildi. Önce “romantik” dendi, sonra “gerçekçi değil”, en sonunda da “lüks”.
“Onur karnı doyurmuyor” cümlesi, bu ülkenin en tehlikeli cümlelerinden biri oldu. Çünkü içinde yarım bir doğruluk, tam bir teslimiyet barındırıyor. Evet, onur ekmek almıyor. Ama onsuz yaşanan hayatın adına da hayat denmiyor.
Geçim derdi kutsal ilan edildi. Onun önünde her şey eğildi.
Haksızlık? Sonra bakarız.
Adalet? Şimdi sırası değil.
Onur? Lüks.
İnsanlar haklı olarak korktu. Aç kalmaktan, dışlanmaktan, unutulmaktan… Ama bu korku zamanla bir silaha dönüştü. “Mecburuz” denilerek yapılan her taviz, biraz daha büyük tavizlerin yolunu açtı.
Bu düzende onurlu insan sevilmez. Çünkü hesap bozar.
“Ben bunu yapmam” diyen biri, başkalarının “yapmak zorundaydık” bahanesini çökertebilir. O yüzden onurlu insan ya yalnız bırakılır ya da örnek gösterilip kenara konur.
Bakın etrafınıza:
En çok ezilenler, en çok direnenlerdir.
En rahat edenler ise sınırlarını en erken teslim edenler.
İnsan bir kere kendini ucuza satarsa, alıcısı çok olur.
Ama her satıştan sonra biraz daha değersizleşir. Bir süre sonra da “zaten bu kadardım” diye düşünmeye başlar.
İşte en tehlikelisi bu: İnsan kendine olan saygısını kaybedince, başkasının saygısızlığına da alışır. Onur elden gidince, geriye sadece hayatta kalma refleksi kalır.
Evet, bazıları karnını doyurdu.
Ama sustukça içi boşaldı.
Eğildikçe küçüldü.
Katlandıkça eksildi.
Onur karnı doyurmuyor olabilir.
Ama onsuz yaşanan her gün, insanın içinden bir parça koparıyor.
Ve en acısı şu:
Bir gün her şey düzelirse,
geri dönüp alabileceğimiz tek şey onur olmayacak.