16698,39%-0,07
43,63% 0,02
51,87% -0,10
7119,04% 0,90
11727,26% 0,35
Bir haksızlık gördüğünde konuşmak cesaret ister. Susmak ise çoğu zaman daha güvenlidir. Çünkü konuşan hedef olur, susan korunur.
Bu yüzden suskunluk yayılıyor. Ama yayılırken de masum bir tercih gibi gösteriliyor.
“Zamanı değil”, “şimdi sırası mı”, “boş ver” cümleleriyle susturulan milyonlar var. Kimse doğrudan “sus” demiyor. Daha kibar yollar bulunuyor. Çünkü suskunluk zorla değil, ikna ile kalıcı olur.
Bu düzende susan insan etiketleniyor:
Olgun.
Ağırbaşlı.
Tecrübeli.
Konuşan ise:
Sorunlu.
Hırçın.
Uyumsuz.
Etiketler böyle dağıtılınca kimse konuşmak istemiyor. Çünkü kimse problemli görünmek istemez. İnsanlar doğruları değil, kendilerine yapıştırılacak sıfatları düşünmeye başlıyor.
En tehlikelisi de bu. Sessizlik artık bir tercih değil, bir erdem gibi anlatılıyor. “Herkes her şeye karışmasın” deniyor.
Ama garip olan şu: Karışılmaması istenen şeyler hep haksızlıklar oluyor.
İyi olanın sessizliği değil, kötülüğün gürültüsü rahatsız ediyor. O yüzden sesi kısılıyor. Böylece kötülük rahat çalışıyor, itirazsız.
Kimse her şeye susmuyor aslında. Herkes sadece kendi alanında susuyor. İşte, okulda, sokakta…
“Beni ilgilendirmiyor” denilen her haksızlık, biraz daha büyüyor. Sonra herkesi ilgilendirecek hale geliyor.
Ama o noktada konuşmak da işe yaramıyor. Çünkü susma alışkanlık olmuş. Dil körelmiş. İnsanlar ne diyeceklerini bile unutmuş oluyor.
Bir toplum sessizken güçlü görünür. Kavga yok, itiraz yok. Herkes yerini biliyor gibidir.
Ama bu bir yanılsamadır. Sessizlik basıncı artırır. Birikir. Ve bir gün gürültülü bir şekilde patlar.
Sessizlikle ayakta kalan hiçbir düzen kalıcı değildir. Çünkü konuşmayan insanlar düşünmez, düşünmeyen insanlar da sadece itaat eder.
Bugün sessizliği erdem diye yüceltiyoruz.
Yarın bu sessizliğin bedelini hep birlikte ödüyoruz.