17249,58%-0,47
43,73% 0,06
51,84% 0,00
6880,45% -1,92
11540,33% -0,93
Bir zamanlar doğruyu aramak zordu.
Şimdi doğruyu ayıklamak zor.
Bilgiye hiç olmadığı kadar hızlı ulaşıyoruz. Ama hakikate hiç olmadığı kadar uzağız. Çünkü artık gerçek, kendi başına değer taşımıyor. Görünürse var. Trend olursa güçlü. Tıklanırsa önemli.
Dijital çağın yeni hakemi algoritmalar.
Meta’nın akışında neyi göreceğimiz bize ait değil.
X’te hangi başlığın büyüyeceğine çoğu zaman içerik değil, etkileşim karar veriyor.
Öfke daha çok tıklanıyor.
Korku daha hızlı yayılıyor.
Yalan daha çabuk örgütleniyor.
Gerçek mi?
O sessiz kalıyor.
Çünkü hakikat sabır ister. Araştırma ister. Sorgulama ister.
Ama çağ hız istiyor.
Bir haberin doğruluğunu kontrol etmek zaman alır. Ama onu paylaşmak saniyeler sürer. Bir iddiayı araştırmak emek ister. Ama inanmak konforludur.
Algı çağında mesele şu değil:
“Bu doğru mu?”
Mesele şu:
“Bu işime geliyor mu?”
İnsanlar artık bilgiyi değil, kendi inançlarını besleyen içerikleri seçiyor. Herkes kendi yankı odasında yaşıyor. Farklı görüşe tahammül azaldı. Çelişki rahatsız ediyor. O yüzden algoritma bize bizden olanı gösteriyor.
Böylece herkes haklı.
Ama gerçek ortada yok.
Çünkü onu savunacak kalabalık yok.
Yanlış bilgi örgütlü. Manipülasyon sistemli. Propaganda planlı. Ama hakikat dağınık. Sessiz. Çoğu zaman yalnız.
Bir yalan bin hesapla yayılıyor.
Bir doğru, birkaç cümleyle savunulmaya çalışılıyor.
Üstelik gerçek çoğu zaman heyecan vermez.
Manşet atmaz. Çarpıcı değildir.
Ama algı tam tersidir: Abartır, dramatize eder, keskinleştirir.
Bu yüzden hakikat, dijital meydanda çoğu zaman yenilir.
Geleneksel medya da masum değil. Reyting baskısı, tıklanma yarışı, reklam gelirleri… Haber, kamusal sorumluluk olmaktan çıkıp performans ürününe dönüştü.
Bağıran kazanıyor.
Sakin konuşan duyulmuyor.
Düşünmek zahmetli. Tepki vermek kolay.
Algı çağında herkes konuşuyor. Ama kimse dinlemiyor.
Asıl tehlike şu:
Buna alışıyoruz.
Bir haberin doğru olup olmaması değil, ne kadar etkileşim aldığı konuşuluyor. Bir iddianın kanıtı değil, kaç kez paylaşıldığı önemseniyor.
Gerçek, savunmasız bir çocuğa dönüştü.
Sahipsiz. Korumasız. Gürültünün içinde kaybolmuş.
Ve biz, ekran başında izlerken şunu unutuyoruz:
Algı yönetilen bir toplum, özgür değildir.
Bugün gördüğümüz şeylerin ne kadarı gerçek?
Ne kadarı ustaca tasarlanmış bir çerçeve?
Eğer doğruyu savunmak zahmetli geliyorsa, yarın yanlışa maruz kalmak kaçınılmazdır.
“Çağın Vicdan Defteri”nin üçüncü sayfasına not düşelim:
Bilgi çağında yaşıyoruz ama hakikat korunmuyor.
Gerçek yetim.
Ve biz, onu sahiplenmedikçe bu gürültü dinmeyecek.