16585,73%-1,05
43,92% 0,12
51,91% 0,09
7434,92% 1,41
11883,52% 0,57

28 Şubat 1997… Hatırlayanlar hatırlıyor; hatırlamayanlar için tarihin karanlık sayfalarından bir “ders”. Türkiye’nin seçilmiş hükümeti, ordu, bürokrasi ve medya işbirliğiyle fiilen devrildi. Tank sokaklarda dolaşmadı, kurşun sıkılmadı ama irade sessizce ezildi.
O gün Milli Güvenlik Kurulu (MGK) olağanüstü bir toplantı yaptı. Saatler süren oturumlarda, ordu ve bürokrasi hükümete “yap ya da çekil” mesajı verdi. Başbakan Necmettin Erbakan, mecburen istifa etti. Refah Partisi kapatıldı. Demokrasi kağıt üzerinde kaldı, hayatlar ceza aldı.
28 Şubat, sadece siyaset sahnesini değil, toplumu da derinden etkiledi.
Başörtüsü yasağı, milyonlarca genç kadının eğitimini yarıda bıraktı.
İmam hatipler ve dini eğitim kurumları baskı altında kaldı.
Düşünce ve ifade özgürlüğü, devletin ve medyanın belirlediği çizgilerle sınırlandırıldı.
Ekonomi sallandı, belirsizlik arttı, yatırımcı kaçtı; 2001 kriziyle birlikte faturayı toplum ödedi.
Toplum, “uyumlu vatandaş” ve “hedefte olan” diye ikiye bölündü. Hangi fikirden olursa olsun, milyonlarca insanın hayatı devlet politikasıyla sabote edildi.
Yıllar sonra bazı darbeci generaller ve bürokratlar hakkında dava açıldı, bazıları müebbet hapis cezası aldı. Ama gerçek hesap hâlâ ödenmedi; yaşlılık ve sağlık gerekçesiyle fiili cezalar uygulanmadı. Darbe zihniyeti hafızalarda kaldı, sokaklarda, okullarda ve dimağlarda iz bıraktı.
Bugün 28 Şubat’ta sormak gerekiyor:
Demokrasi sadece kağıtta mı var? Yoksa hâlâ güç odaklarının mandacı oyununa mı teslim?
28 Şubat bir tarih değil, demokrasinin yara aldığı günün adı. Vicdanlar tatildeyken, toplum hala bedel ödüyor.

Başörtüsü yasağı ve eğitim hakkı ihlali
İmam hatipler ve dini kurumlara baskı
Medya ve yargı üzerinden ideolojik kuşatma
Ekonomik belirsizlik ve yatırım kaybı
Toplumun kutuplaşması ve bireysel özgürlüklerin kısıtlanması