Adalet Bakanlığı ve AK Parti tarafından yürütülen çalışmalarda, uzun süredir kamuoyunda tartışılan süresiz nafaka uygulamasının kaldırılması yeniden gündeme geldi. Taslağa göre, nafaka süresi evlilik süresine bağlanacak ve otomatik süre sınırları getirilecek.
Öngörülen modele göre;
3 yıl süren evliliklerde 5 yıl,
5 yıl süren evliliklerde 7 yıl,
10 yıl süren evliliklerde ise 12 yıl nafaka ödenmesi planlanıyor.
Yetkililer, düzenlemenin 2026 yılı Mart ayından sonra TBMM gündemine gelmesinin beklendiğini, ancak henüz yasalaşmadığını vurguluyor.
Yeni modelle, nafaka ödeyen taraf açısından süresiz yükümlülüğün yarattığı belirsizliğin sona erdirilmesi ve boşanma davalarının daha hızlı sonuçlanması hedefleniyor. Nafaka alan tarafın ise belirlenen süre içinde ekonomik bağımsızlık kazanmasının teşvik edilmesi amaçlanıyor.
Ancak düzenleme, özellikle boşanma sonrası yoksullaşma riski yaşayan kadınlar açısından ciddi soru işaretleri barındırıyor.
Avukat Zeynep Tepegöz, değişikliğin yalnızca "kaç yıl nafaka ödenecek" sorusuna indirgenemeyeceğini belirtiyor.
Tepegöz'e göre nafaka tartışması, görünmez ev içi emek, ekonomik şiddet, düşük kadın istihdamı ve boşanma sonrası yoksullaşma başlıklarıyla birlikte ele alınmalı.
TÜİK verilerini hatırlatan Tepegöz, kadınların işgücüne katılım oranının yaklaşık %35,8 olduğunu vurgulayarak, bakım yükünün büyük ölçüde kadınların omzunda olduğunu söylüyor. Bu durumun kadınları istihdamdan uzaklaştırdığını ve boşanma sonrası kırılganlığı artırdığını ifade ediyor.
Yeni sistemin Anayasa'daki sosyal devlet ve eşitlik ilkeleri açısından da değerlendirilmesi gerektiğini belirten Tepegöz, yoksulluk nafakasının boşanma sonrası yoksulluğu önleyen temel araçlardan biri olduğuna dikkat çekiyor.
"Süre sınırı tek başına Anayasa'ya aykırı olmayabilir" diyen Tepegöz, telafi edici sosyal politikalar olmadan getirilecek otomatik sürelerin ciddi riskler taşıdığını vurguluyor.
Süre sınırlamasını savunan yaklaşımların, her iki eşin de çalışabileceği varsayımına dayandığını belirten Tepegöz, bu bakışın toplumsal gerçeklikle örtüşmediğini söylüyor.
Kadınların evlilik sürecinde eğitimden ve meslekten uzaklaştırılabildiğini, çocuk bakımının büyük ölçüde kadınların üzerinde kaldığını hatırlatan Tepegöz, "Otomatik süreler maddi eşitsizliği gizler" değerlendirmesinde bulunuyor.
Mevcut sistemde bile nafaka miktarlarının oldukça düşük olduğuna dikkat çeken Tepegöz, nafakaların yaklaşık üçte ikisinin tahsil edilemediğini belirtiyor.
2024 verilerine göre, boşanma davalarında hükmedilen ortalama yoksulluk nafakasının yaklaşık 1.179 TL olduğunu hatırlatan Tepegöz, bu rakamların geçim güvencesi sağlamaktan uzak olduğunu söylüyor.
Evlilik süresi ile nafaka süresini otomatik olarak eşleştiren formüllerin adaletsiz sonuçlar doğurabileceğini vurgulayan Tepegöz, aile hukukunda hakimin takdir yetkisinin hayati olduğunu ifade ediyor.
Yaş, sağlık durumu, eğitim, çocuk bakımı ve şiddet öyküsünün her dosyada farklılık gösterdiğini belirten Tepegöz, standart modellerin mağduriyeti derinleştirebileceği uyarısında bulunuyor.
Tepegöz'e göre nafaka tartışması yalnızca süre üzerinden yürütülmemeli. Güçlü sosyal politikalarla desteklenmeyen, istisnalar içermeyen ve hakimin takdirini dışlayan bir sistemin yeni mağduriyetler üretmesi kaçınılmaz.
"Nafaka zayıf tarafı koruma işlevini yitirirse, boşanma kadınlar için daha da riskli hale gelir" diyen Tepegöz, kadın yoksulluğunun şiddetten uzaklaşmayı da zorlaştıracağı uyarısında bulunuyor.