Eskiler anlatır; hacca ya da umreye gidileceği zaman mahallede bir sükûnet, gidenin üzerinde bir mahcubiyet, dönende ise tarif edilemez bir vakar olurdu. Kutsal topraklara adım atan kişi, nefsinin küçüklüğünü idrak eder, "Ben" demeyi bırakıp "O" demeye giderdi. Peki, bugün ne oldu da o sessiz yakarışların yerini telefon ışıkları, canlı yayın bildirimleri ve "beğeni" iştahı aldı?
Kâbe'ye mi Geldiniz, Stüdyoya mı?
Maalesef üzülerek şahit oluyoruz; Beytullah'ın gölgesinde elinde telefonla canlı yayın açanlar, tavaf ederken huşû içinde duâ etmek yerine takipçilerine selâm gönderenler, her ânını bir "içerik" üreticisi edâsıyla pazarlayanlar...
Özellikle son dönemde bu durum tam bir sosyal medya şovuna dönüşmüş durumda.
Soruyorum size: O mübârek beldelere kendinizi göstermeye mi gittiniz, yoksa kendinizi bulmaya mı?
Müslüman kadının ve erkeğin bir vakarı, bir mahremiyet sınırı vardır. Özellikle kadınların, o kutsal mekânlarda sesini, sözünü, giyimini kuşamını "daha çok izlenme" uğruna sergilemesi, her şeyden önce İslâm'ın özündeki "hayâ" kavramıyla taban tabana zıttır. Kâbe bir fon, ibadet bir dekor değildir. Orası, insanın acziyetini sunacağı makamdır; kibrini ve güzelliğini yarıştıracağı bir podyum değil!
Değişmeyen Ruh, Kabul Olmamış İbadet
Bir ibadetin makbûliyetinin en büyük nişânesi, kişinin döndüğündeki hâlidir. Eğer siz umreye gitmeden önceki aynı "siz" olarak döndüyseniz; diliniz yumuşamadıysa, ahlâkınız güzelleşmediyse, kibriniz kırılmadıysa oturup bir düşünün. Giderken şov, oradayken şov, dönerken yine şov... Üstelik bir de "Umre yaptım" diyerek üzerinize giydiğiniz o sunî mâneviyatla insanlara tepeden bakmak!
Hayata ve davranışlara etki etmeyen bir ibadet, sadece yorgunluktan ibarettir.
Eğer kutsal toprakların tozunu yutup da hâlâ edep ve hayâda bir arpa boyu yol alamadıysanız, İslâm'ın izzetini sosyal medya mecralarında çiğnetiyorsanız; lütfen gitmeyin! Dîninizi, temsil yeteneği olmayan bu sığ davranışlarınızla insanlara yanlış tanıtmayın. Sizin bu "şov" merâkınız yüzünden insanlar dinden soğuyor, değerlerimiz ayağa düşüyor.
Sözün Özü: Temsil Edecekseniz Yaşayın!
Müslüman, İslâm'ı sadece diliyle değil, şahsıyla ve vakarıyla temsil eden kişidir. Elbette ibadetlerin bir kısmı, müminleri hayra teşvik etmek ve İslâm'ın izzetini göstermek amacıyla aşikâr yapılabilir; ancak burada terazi her zaman 'ihlas' olmalıdır. Mesele, hayra anahtar olmak değil de, nefsi parlatmak hâline geldiğinde ibadet rûhunu kaybeder. Allah ile kul arasındaki o en mahrem, en özel sığınma anlarını birer 'hikâye' (story) malzemesine dönüştürdüğünüzde, o ânın kutsiyeti buharlaşır; geriye sadece içi boşaltılmış dijital bir veri kalır. Unutulmamalıdır ki; başkalarına örnek olmak 'hâl' ile olur, ekran başında 'poz' vererek değil.
Beytullah'ın huzurunda boyun bükmek yerine telefon ekranına gülümseyenler, bilsinler ki; Mevlâ'ya değil, takipçilerine ibadet ediyor gibiler.
Gelin, bu yanlıştan dönün. İbadetlerinizi reklâm malzemesi yapmaktan vazgeçin. Müslüman onuruna yakışan bir duruş sergileyin. Unutmayın; gerçek bir dönüşüm, telefon ekranında değil, kalbin derinliklerinde başlar.
Edebi olmayanın, ibadeti sadece bir görüntüdür.