Erzurum küçük bir şehir. Bunu herkes söyler, herkes bilir. Sokakta yürürken tanıdık bir yüze rastlamak zor değildir. Kim nerede çalışıyor, kimin kimle akrabalığı var, kimin hangi çevreyle ilişkisi bulunuyor; bunlar az çok bilinir. Ama bu kadar tanışıklığa rağmen şehirde ciddi bir sahiplenme kültürü yoktur. Tanımak vardır, sahip çıkmak yoktur.
Bir haksızlık yaşandığında herkes fark eder. Olay kahvede konuşulur, evlerde tartışılır, telefonlarda anlatılır. Kimsenin habersiz kalması mümkün değildir. Ama iş bu haksızlığa karşı durmaya gelince ortalık sessizleşir. Herkes geri çekilir. Çünkü burada sahip çıkmak, bedel ödemek anlamına gelir.
Erzurum'da insanlar genelde "karışmama"yı tercih eder. Karışmak, başına iş almak olarak görülür. "Bize de dokunur", "yarın bizim işimiz düşer", "boşuna kendini yakma" gibi cümleler neredeyse refleks hâline gelmiştir. Böyle olunca yanlış yapan cesaretlenir, doğru olan yalnız kalır.
Bu şehirde eleştiri açıktan yapılmaz. Eleştiri fısıltıyla yapılır. Destek de gizlidir. Açık durmak riskli kabul edilir. O yüzden kimse bir başkasının arkasında yüksek sesle durmaz. Herkes kendini korumaya odaklanır. Bu da zamanla bir korku düzeni oluşturur. Kimse bu düzeni savunmaz ama kimse de bozmak istemez.
En ilginç tarafı ise şudur: Herkes bir gün kendisine de sahip çıkılmasını bekler. "Benim başıma gelse kimse ses çıkarmaz mı?" diye düşünür. Ama aynı kişi, bugün başkasının başına gelen bir haksızlıkta sessiz kalır. Bu çelişki fark edilir ama kabullenilir. Çünkü herkes sıranın kendisine gelmemesini umut eder.
Erzurum'da dayanışma kültürü zayıfladıkça güven de azalır. İnsanlar birbirine güvenmez hâle gelir. Herkes kendi alanını korumaya çalışır. Ortak hareket etmek yerine yalnız kalmayı seçer. Bu durum sadece bireyleri değil, şehri de zayıflatır. Çünkü şehirler dayanışmayla güçlenir.
Bir şehirde insanlar birbirini tanıyıp birbirine sahip çıkmıyorsa, o şehirde adalet duygusu da zedelenir. Adaletin olmadığı yerde ise huzur olmaz. Huzur olmadıkça kimse uzun vadeli plan yapmaz. Herkes günü kurtarmaya bakar.
Bu yüzden Erzurum'da birçok sorun çözümsüz kalır. Çünkü sorunların çözümü cesaret ister. Cesaret de yalnız kalmayı göze almayı gerektirir. Ama kimse yalnız kalmak istemez. O yüzden herkes birbirini tanır ama kimse kimseye omuz vermez.
Bu şehir daha güçlü olabilir. İnsanlar birbirinin arkasında durabilir. Ama bunun için önce suskunluğun erdem olmadığını kabul etmek gerekir. Sahip çıkmadan, hiçbir şey düzelmez. Tanışıklık yetmez; sorumluluk gerekir.