Dünün güneşiyle bugünün çamaşırı kurutulmaz. Bu memlekette en çok unutulan gerçeklerden biridir bu. Herkes geçmişten kalma birkaç hatırayla bugünün yükünü taşımaya kalkıyor. Olmuyor. Olmayacak da. Ama ısrar sürüyor. Çünkü kolay olan bu: dünle övün, bugünle oyalan, yarını ertele.
Dünün karı, boranı, ayazı bugün bizi üşütemez. Ama gariptir, bazıları hâlâ eski soğukları bugünün bahanesi yapıyor. "Bir zamanlar zor günler geçirdik" diyerek bugünün sorumluluğundan kaçıyorlar. Oysa mesele geçmişin ne kadar zor olduğu değil; bugünün neden hâlâ zor bırakıldığıdır.
Bu ülkede dün çok anlatılır. Dün destandır, kahramanlıktır, fedakârlıktır. Tamam. Hepsi doğru. Ama dün, bugünü kurtarmıyor. Dün, bugünün hesabını kapatmıyor. Dünle övünerek bugünü yönetemezsin. Dünle avunarak yarını kuramazsın.
Bugün herkes biraz üşüyor. Ama kimse sobaya odun atmıyor. Herkes şikâyetçi ama kimse elini taşın altına koymuyor. Herkes sonuçtan yakınıyor, sebebe dokunmuyor. Çünkü sebep rahatsız edici. Çünkü sebep aynaya bakmayı gerektiriyor.
Dünün ayazı değil bizi titreten; bugünün vicdansızlığıdır. Dünün yokluğu değil canımızı acıtan; bugünün adaletsizliğidir. Dünün imkânsızlıkları değil yoran; bugünün umursamazlığıdır. Ama suç yine geçmişe atılır. Çünkü geçmiş konuşamaz, itiraz edemez.
Bir de sürekli umut satanlar var. Kendileri ekmemiş, kendileri sulamamış ama hasat zamanı gelince ön sıraya dizilenler… Umudu slogana, yarını masala çevirenler… Oysa umut lafla değil, emekle büyür. Umut, kürsüden değil, sokaktan filizlenir.
Biz umudu yarınlara ektik. Kolay değildi. Taşlı toprağa ektik. Kuraklığa rağmen ektik. Alay edilmesine, hor görülmesine rağmen ektik. Çünkü başka çaremiz yoktu. Çünkü bugünü kurtaramayanların yarına borcu vardı.
Şimdi soralım kendimize: Gerçekten yarınları mı istiyoruz, yoksa dünü tekrar tekrar anlatıp bugünü oyalamak mı hoşumuza gidiyor? Gerçekten ısınmak mı istiyoruz, yoksa eski güneşin altında durup üşümekten şikâyet etmek mi?
Dünün güneşiyle bugün ısınanlar, yarın donacak. Çünkü güneş ilerler, zaman değişir. Ayakta kalanlar, bugünün ateşini yakanlar olacak. Biz o ateşi yaktık. Sessizce. Gösterişsizce. Umudu yarınlara ektik.
Şimdi bekliyoruz. Sabırla. Çünkü bilen bilir: Gerçek bahar, çok konuşanların değil; çok dayananların payına düşer.