Tarih: 12.01.2026 13:49

Doç. Dr. Mustafa Uğurlu Arslan: Özgüven ve sorumluluk bilinci hayatın rehberidir

Facebook Twitter Linked-in

Sorumluluğun insanın hayatına yön verdiğini ve amacını belirlemesi noktasında kişiyi bilinç seviyesine çıkaran bir unsur olduğunu ifade eden Dicle Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Uğurlu Arslan, özgüven ve sorumluluk bilincinin hayatın rehberi olduğunun altını çizdi.

Özgüven ve sorumluluk bilincinin insanın yaşamında çok tesirli olan ve aslında rehber niteliği taşıyan iki temel unsur olduğunu vurgulayan Arslan, "Sorumluluk, insanın hayatına yön veren ve amacını belirlemesi noktasında onu bilinç seviyesine çıkaran bir unsurdur. Amaçsız ve gayesiz yaşamaktan uzaklaşarak kendisine bir hedef belirlemesi için bir rehber niteliği taşır. Çünkü hayatımızın anlamlı olmasını istiyorsak, hayatımızı anlamlı bir şeye adamak zorundayız. Bu da ancak bir sorumluluk üstlenerek mümkündür." diye belirtti.

"İnsan, yeryüzünde başıboş, hesapsız ve sorumsuz bir hayat yaşamak için gönderilmemiştir"

Sorumluluk bilinci ne kadar gelişirse, özgüvenin de o kadar geliştiğini söyleyen Arslan, "Özgüven; kişinin önce kendisini idrak etmesi, fark etmesi, kendisindeki kabiliyet ve yetenekleri tanıması ve buna göre hayatını planlayıp yaşamını programlamasıdır." ifadelerini kullandı.

İnsan hayatındaki temel sorumlulukları farklı yönleriyle ele alan Arslan, "Hayatta bazı temel sorumluluklarımız vardır. Bunların birincisi, Allah’a karşı sorumluluğumuzdur. Bunun çok geniş bir çerçevesi ve birçok yönü vardır; hepsini tek tek ifade etmek zor olabilir. Ancak Kur’an bize şunu açıkça bildirir: İnsan, yeryüzünde başıboş, hesapsız ve sorumsuz bir hayat yaşamak için gönderilmemiştir. Attığımız her adımdan sorumluyuz. Dünyaya geldiğimiz andan itibaren bilinç gelişmeye başlar ve belli bir yaştan sonra da sorumluluk üstleniriz. Hayatımızı bu sorumluluk bilinci üzerine kurarız." dedi.

Arslan, "İkincisi, insanın kendisine karşı sorumluluğudur. Ne yazık ki birçok insan, başka sorumluluklar üstlenirken en mühim sorumluluklardan biri olan kendisine karşı sorumluluğunu ihmal etmektedir. Oysa insanın kendisine karşı sorumluluğu, kendisini eğitme sorumluluğudur. Üçüncüsü, insanın özellikle çağımızda, teknolojinin çok hızlı geliştiği ve aile bireylerinin bile birbirinden koptuğu bir dönemde ailesine karşı sorumluluklarıdır. Bu sorumlulukları genişletebiliriz: Çekirdek aileden akrabalara, bulunduğu siteye, mahalleye ve hatta şehre kadar uzanan bir süreçtir. Her birinin de kendine ait sorumlulukları vardır." şeklinde konuştu.

"İnsan sadece kendisi için yaşamamalı, milleti için de yaşamalıdır"

Millete ve halklara karşı sorumluluklardan da bahseden Arslan, şu ifadelere yer verdi:

"Bunların ardından milletimize karşı sorumluluğumuz gelir. Bu sorumluluk, zorunlu bir sorumluluktur. İnsan sadece kendisi için yaşamamalı, milleti için de yaşamalıdır. Eğer bir insan, gayretinin ve çalışmalarının bir bölümünü milletine adarsa, bazen tek başına bir millet gibi büyük hizmetler yapabilir. Diyarbakır'ın yetiştirdiği büyük fikir ve sanat adamları yüzyıllar sonra bile hâlâ hatırlanıyorsa, bu tek bir insanın ne kadar büyük bir tesir uyandırabildiğini açıkça gösterir. O gün haykırılan sözler bugün hâlâ yankı buluyorsa, bu kişi adeta tek başına bir millet gibi hareket etmiştir. Dolayısıyla bizim gayretimizin bir kısmı mutlaka milletimiz için olmalıdır."

Arslan, "Özgüven ve sorumluluk bilincini geliştirmek için görev almaktan ve sorumluluk üstlenmekten kaçmamak gerekir. Gençlerin yaşı ne olursa olsun, tarihimize dönüp baktığımızda Fatih Sultan Mehmet’in kaç yaşında tahta çıktığını görmeliyiz. Bu topraklarda yetişen Ali Emiri Efendi’nin, henüz 17 yaşındayken Âkâmü’l-Fevâid adlı bir Diyarbakır tarihi yazdığını biliyoruz. Namık Kemal’in, bugün çocuk denilebilecek yaşlarda Osmanlı tarihi kaleme almaya başladığını gördüğümüzde, millet için yaşama sorumluluğunun belli bir aşamadan itibaren kademeli olarak başlamasının ne kadar önemli olduğunu anlıyoruz." ifadelerine yer verdi.

"Ebeveyn, çocuğunun bir davranış geliştirmesini istiyorsa o davranışı önce kendisi sergilemelidir"

Sorumluluk alan bir insanın zamanı çok iyi yönetmesi de gerektiğinin altını çizen Arslan, sorumluluk alınması durumunda zaman yönetiminin iyi bilinmesi ve hatta ihtiyaç duyulursa eğitim almanın da gerekebileceğine dikkat çekti.

Hedeflere kilitlenmenin son derece önemli olduğunu belirten Arslan, "İnanıyorum ki gençler özgüven ve sorumluluk bilinci üzerinde düşünmeye başlar, işe önce kendi öz sorumluluklarından ve kendilerini tanıma sürecinden başlarlarsa, bilinçli ve iradeli bir şekilde bu yolu yürüdüklerinde zamanla hedefledikleri şeylere nasıl ulaştıklarını bizzat göreceklerdir." dedi.

Sorumluluk bilincinde ebeveynlerin rolüne de dikkat çeken Arslan, şunları söyledi:

"Aileler, yani anne ve babalar da kendi öz sorumluluklarının farkında olmalıdır. Bir anne ya da babanın, çocuğuna 'Yavrum, kitap oku' demeden önce kendisinin kitap okuması gerekir. Çocuğunun bir davranış geliştirmesini istiyorsa, o davranışı önce kendisi sergilemelidir. İşte değişim buradan başlar."

Arslan, "Problemler bu şekilde adım adım mutlaka çözülecektir. Yeni nesil, 'yap' tarzı emirlerden hoşlanmamakta; bilakis bu tutumdan uzaklaşmaktadır. Oysa davranışı önce biz sergilediğimizde, bunun yankısı önce ailede, belki hemen değil ama bir süre sonra mutlaka görülür. Biz biraz aceleci bir çağın insanlarıyız. Necip Fazıl’ın dediği gibi 'Tohumu ek, toprağa; tohum yeşermezse toprak utansın'. Biz tohumu ekelim. O çocuklar bazen üç yıl, bazen beş yıl sonra mutlaka yeşerecektir. Önce öz bilincimizi ve öz sorumluluğumuzu yerine getirelim. Kur’an da bizi, 'Neden yapmadığınız şeyleri başkalarına söylersiniz?' diyerek uyarmaktadır." şeklinde konuştu. (İLKHA)




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —