
Bu ülkede utanmak eskiden insanı durdururdu. Yanlışa giden elde bir fren gibiydi; geri çektirir, durdurur, düşündürürdü. Şimdi o fren söküldü. Gaz sonuna kadar açık. Bu ülkenin kısa tarihinde utanmak önce küçümsendi, sonra alaya alındı, en sonunda da tamamen gereksiz ilan edildi.
Eskiden insan yanlış yaptığında başını eğerdi. Şimdi yanlış yapan başını kaldırıyor, doğruyu söyleyene bakıp gülümsüyor. Yüz kızarmıyor, göz kaçmıyor, sözler rahat. Çünkü utanmak artık ayıp değil; neredeyse engel sayılıyor.
Utanmak zamanla zayıflık sanıldı. Yüzsüzlük ise özgüven diye pazarlandı. Ne kadar rahat konuşursan, ne kadar sık yalan söylersen, o kadar "güçlü" sayıldın. Bir zamanlar "insan içine çıkamaz" denilenler bugün ekranlarda boy gösteriyor. Hesap veren değil, hesap soranı susturan alkışlanıyor.
Bu ülkede artık utanması gerekenler utanmıyor, utanabilenler ise saklanıyor. Çünkü yüz kızarmıyorsa her şey söylenebiliyor. Göz kaçmıyorsa her şey yapılabiliyor. Sınırlar, utanmanın çekilmesiyle birlikte sessizce ortadan kalkıyor.
Utanmak gittiğinde geriye ne kalır? Ne vicdan kalır, ne adalet, ne de sınır. Sadece cesur bir arsızlık kalır. Bu ülkenin kısa tarihinde utanmak hâlâ var, ama nadir. Gören şaşırıyor, yaşayanlara "saf" deniyor.
Oysa utanmak insanı insan yapan son çizgiydi. Ve biz o çizgiyi çoktan sildik.