Adalet bir zamanlar teraziydi; eğriye eğri, doğruya doğru derdi. Şimdi ise adres soruyor, çünkü herkese uğramıyor. Bu ülkenin kısa tarihinde adalet, en çok güçlülerin çevresinde dolaştı. Güçsüzlerin sokağına ya geç uğradı ya da hiç sapmadı. Mahkeme kapılarının herkese açık olduğu söylendi ama içeride herkes eşit değildi. Kimi dosyaların altında ezildi, kimi dosyaların üstünden yürüyerek geçti.
Adalet kâğıt üzerinde var. Duvarlarda yazıyor, kitaplarda duruyor ama hayatta karşılığı herkese aynı değil. Birinin yaptığı "hata", diğerinin yaptığı "suç" sayıldı. Birine ceza olan şey, başkasına uyarı bile olmadı. Bu ülkede adalet bazen çok hızlı çalıştı ama sadece bazı isimler için. Bazen de o kadar yavaş işledi ki insan yaşlandı, dosya genç kaldı.
Adalet geç kaldığında sadece karar gecikmedi; inanç gitti, güven gitti. İnsanlar artık "haklı mıyım?" diye sormuyor, "güçlü müyüm?" diye soruyor. Çünkü haklı olmak yetmedi, dayanak gerekti. Bu ülkenin kısa tarihinde adalet en çok sabredenleri yordu. Hakkını arayan bezdi, susmayı seçen rahatladı ve biz buna "sabır" dedik.
Adaletin olmadığı yerde adaletsizlik büyüdü, haksızlık normalleşti. İnsanlar hak aramaktan vazgeçti, kestirme yollar aramaya başladı. Sonra da dönüp "Bu insanlar neden böyle?" diye sorduk. Cevap basitti: Çünkü adalet herkese uğramadı.
Bu ülkenin kısa tarihinde adalet hâlâ var ama terazinin kefeleri şaşmış durumda. Biri ağır, biri boş. Ve kimse o teraziyi düzeltmeye yanaşmıyor.