Babam şeker alırken bayram olurdu.
Ben şeker alıyorum, sadece alışveriş yapmış oluyorum.
Aradaki fark ne fiyat ne marka…
Aradaki fark, hayatın kendisi.
Eskiden şeker bir bahaneydi.
Asıl mesele kapıların açık olmasıydı.
Çay demlenirdi, kahkahalar taşardı, çocuklar sokakta kaybolurdu.
Kimsenin saati yoktu ama herkesin zamanı vardı.
Şimdi her şey saatli… ama hayat zamansız.
Market rafları dolu, cepler dolu sayılır,
ama sofralar eksik.
Çünkü o sofraya oturan insanlar artık aynı insanlar değil.
Yorgun, aceleci ve biraz da umursamaz…
Eskiden bir avuç şekerle gönül alınırdı.
Şimdi tonla şeker al, kimsenin kalbini tatlandıramıyorsun.
Çünkü mesele şeker değil,
mesele o şekeri kiminle yediğindi.
Babam eve şekerle birlikte huzur getirirdi.
Şimdi biz eve torbalar dolusu şey getiriyoruz…
ama o huzur poşete girmiyor.
Belki de biz büyümedik,
sadece bayram küçüldü.
Ya da daha acısı:
Biz çoğaldıkça, değerlerimiz eksildi.
Eskiden "gel" demek yeterdi.
Şimdi davet var, mesaj var, hatırlatma var…
ama gelen yok.
Çünkü herkesin evi var artık,
ama kimsenin gidecek bir yeri yok.
Şeker hâlâ aynı şeker.
Ama tat değişti.
Ve kimse çıkıp da şunu söylemiyor:
"Biz bayramı kaybettik."
Çünkü kabullenmek zor.
Ama gerçek bu kadar basit.
Babam şeker alırken bayramdı…
Ben alınca sadece şeker.