Türk Bayrağı'nı indirmeye yeltenenler hâlâ anlamadıysa bir kez daha söyleyelim:
O bayrak bir kumaş değildir. O bayrak, kefensiz toprağa düşenlerin sessiz yeminidir.
Rüzgârda dalgalanırken sadece renklerini değil, bin yıllık direnişi taşır.
Bayrağa el uzatmak;
bu ülkenin hafızasına saldırmaktır.
Şehit mezarlarını görmezden gelmektir.
"Bu topraklar sahipsiz" deme küstahlığıdır.
Ama yanılıyorlar.
Bu ülkede bayrak, direğe törenle çekilir;
indirilecekse de şehidin üstüne örtülür.
Bayrağa yapılan her saygısızlık, toplumun sinir uçlarına dokunur. Çünkü bu millet için bayrak, devletle millet arasındaki en sessiz ama en güçlü sözleşmedir.
O sözleşmeyi yırtmaya kalkanlar, karşılarında sadece öfke değil; hukuku, toplumsal refleksi ve tarih bilincini bulur.
Kimse kusura bakmasın;
Bu coğrafyada bayrakla oynamak, ateşle oynamaktır.
Bazıları bu girişimleri "cesaret" sanıyor.
Hayır.
Bu cesaret değil, bilinçli bir provokasyondur.
Toplumu germek, ayrıştırmak, kaos üretmek isteyenlerin en eski numarasıdır bayrağa saldırmak. Çünkü bilirler ki bayrak, ortak paydadır.
O paydaya dokunursan, milyonları karşına alırsın.
Ama şunu da bilsinler:
Bu millet sağduyuludur.
Tahrike gelmez, ama saygısızlığı da unutmaz.
Bayrağa uzanan her el, hukuk önünde hesabını verir.
Bu bir tehdit değil, bir gerçektir.
Devletin görevi; sembollerini, değerlerini ve milletin onurunu korumaktır.
Milletin görevi ise; hafızasını diri tutmak, değerlerine sahip çıkmaktır.
Ve bu ülkede hafıza güçlüdür.
Türk Bayrağı burada dalgalanıyor çünkü bu millet hâlâ ayakta.
Ve ayakta kalan milletler, bayraklarını yere düşürmez.
Kimliğimizdir, haysiyetimizdir, kırmızı çizgimizdir.
O çizgiyi aşmaya kalkanlar, neye çarptıklarını er ya da geç anlar.