Menü Global Bakış
Tarih: 11.03.2026 13:04
​Aç ile Taç Arasında: İSLAM DÜNYASININ BUMERANGI

​Aç ile Taç Arasında: İSLAM DÜNYASININ BUMERANGI

Facebook Twitter Linked-in

​Aç ile Taç Arasında: İSLAM DÜNYASININ BUMERANGI

​Suat UMUTLU / 11 Mart 2026

​"Ya bir yol bul, ya bir yol aç, ya da yoldan çekil." Konfüçyüs¹


Yıl 2026...
"Şu anda dünyadaki gelişmeleri dikkatlice izleyin. 
Herşey ama her şey; Yaradanın istediklerine, insandan beklediklerine aykırıdır.
Bilimin, teknolojinin tüm imkanlarını kullanarak, İran'ı işgal edip petrollerine el koymak için asker, sivil, çocuk, yaşlı demeden öldürmek...Ve Hristiyan dünyasını, Musevi gücünü de arkalarına alarak Hz. İsa'nın adını, inancını, öğretilerini, kutsallığını, bir işgal, soygun ve katliam siyasetinde birleştirmek! Öyle ki, kimseyi rahatsız etmiyor. Belki de çok daha acıklı olanı, Müslüman ülkelerin bu dinsizliğe destek veriyor olması..."²
Bu arada,
Tarih boyunca olduğu gibi günümüzde de savaşlar İslam coğrafyasında yoğunlaşırken, İslam'a uygun yaşayanların da ateist nitelemesi yapılan bazı Hristiyan ülkeler olması hem anlamlı ve manidar hem de garip değil midir?
Hatta, İslâm ülkeleri zengin kaynaklara sahip olsalar da hâkimiyeti hep Hristiyan âlemine verdiklerini görüyoruz, mesela Suudi Arabistan petrolünün çıkarılmasından damıtılmasına, nakliyesinden pazarlanmasına kadar ABD'nin sayısız rolü var.
Neden?
"Bu coğrafyadaki devletlerin çoğunda demokrasi, insan hakları, hukuk devleti gibi erdemler yok; olanlar da arızalı. Dünya bunu bildiği ve gördüğü için, bu coğrafyanın devletlerini asla ciddiye almıyor. İslam, mutlaka silkinmeli ve önce birleşmelidir. Bu olmadığı takdirde, düşünülen her proje akamete uğrayacaktır. Bu işler inşallah maşallahla hallolmaz. Nitekim yarım asrı çok geçen sürede bu yolun işe yaramadığı ortaya yüz kere çıktı. Gerçekten başarısızlıklar için milyonlarca bahane vardır ama tek özür yoktur."³
İşgal eden, malına el koyan da hristiyan... İslâma uygun yaşayan da hristiyan!
​İslâm dünyasının insanları bu kötü gidişata bir Dur!demelidir. "Zaman, uyanma zamanıdır. Zira uyananlar, uyuyanların dünyasına değil, hakikatin dünyasına yürürler."⁴
Gerçekten,
İslâm dünyasının başlarında taç olan ve en zenginler! listesinde yer alan ülke yöneticileri; "aklın vahyin önüne geçeceği" korkusuyla sorgulamayı "fitne" ilan ederek bilimi ve felsefeyi dışlayıp zihinsel tembelliğe neden oldular. Meydanın bunlara ve destekleyen "saray ulemasına" kalmasıyla birlikte aç bırakılan halk ise sorgulamayı bıraktı ve liderinin ihtişamıyla adeta gurur duyup biat etmeyi kendi kurtuluşu sanmaya başladı. Bu, dinin bir "morfin" gibi kullanılarak "içsel cehalet" ile halkın uyutulduğu bir sistemin varlığı olduğu gibi o taç sahiplerinin de isteğiydi...
Bu nedenle,
Asırlardır bir "gelgit" masalı yaşıyoruz. Bumerang misali zıtlıklar üzerine dönen, jeneriği renkli ama gerçeği siyah beyaz masalımsı bir dünyada; iyi-kötü, zengin-yoksul, sağcı-solcu, bilgili-cahil milyonlarca insanın; gerçeklerle yüzleşmektense bahaneler üretmesinin, iradesini ve sorumluluğunu "iç dış güçlere" ya da "kadere" yıkmasının ve hâlâ sorunlarını hurafe ve masallarla dindirmeye çalışmasının alışkanlık haline gelmesinden daha kötü ne olabilir, neden bu haldeyiz? 
Bilmelisiniz ki,
"İnsan, kaderinin efendisi değilse başkasının kuklası"⁵, "aklıyla düşünmüyorsa başkasının aklının kölesi olur"⁶ki,  böyle bir "Dunkof kafa" yapısı bir sığınak olarak kabul edilemez. "Dünyada kötülükler, hemen her zaman cehaletten gelir ve eğer aydınlatılmamışsa, iyi niyet de kötülük kadar zarar verebilir."⁷
Acaba!
Bilginin bu kadar ulaşılabilir olduğu bir çağda "zihniyet devrimi" neden gerçekleşmiyor?
Sebep, bilgiyi işleyecek "metodoloji" dediğimiz akılcı süzgecin kasten yok edilmesi olabilir mi?
İmam Gazali'⁸nin felsefi sorgulamayı "dini açıdan şüpheli" görmesiyle 11.asırda zihinlerde başlayan yıkım bugün de devam ediyor diyebilir miyiz?
Ne dersiniz?
Konunun önemine binaen bir bilim adamından söz etmek istiyorum: Adı Muhammed Abduh⁹. İslâm dünyasının modernleşme sancıları çektiği bir dönemde, geleneksel Ezher eğitiminden geçmiş, Batı'nın bilimsel yükselişini analiz etmiş
​Mısırlı bir müftü, düşünür ve eğitim reformcusu.
Cemaleddin Afgani¹⁰ ile tanışması hayatının dönüm noktası olmuş, "Urvetü'l-Vüska" (Sarsılmaz Dayanak) adlı dergiyi çıkararak İslam dünyasını sömürgeciliğe ve cehalete karşı uyandırmaya çalışmışlar. Abduh'a göre İslam, "akıl dinidir", eğer dini bir metin (nakil) akıl ile çelişiyorsa yorum hatası vardır. "Akıl, dinin en büyük yardımcısıdır" diyerek sahte içtihat kapısını da zorlayan biridir. Mısır'ın meşhur Ezher Üniversitesi'nde sadece fıkıh ve kelam değil; coğrafya, tarih, matematik ve modern felsefe okunması gerektiğini savunmuş, "Oku! emrini yanlış anladılar" tespitiyle örtüşen bir mücadele de vermiştir. Aynı zamanda Mutlakiyetçi monarşilere karşı çıkmış, yönetimin meşruiyetinin halka ve şuraya yani danışma mekanizmasına dayanması gerektiğini savunmakla, liderlerin "başındaki tacı" da ilk sorgulayanlardandır. Abduh,
Paris'te ve Londra'da insanların birbirini aldatmadığını, bilginin bir güç ve refah aracına dönüştüğünü gördükten sonra döndüğü ülkesinde, hurafelerle uyuşmuş, rızkını sadece mucizelerden bekleyen, liderlerinin lüksü altında ezilen bir halk görünce adeta bir özeleştiri gibi olan şu sözü söylemiştir: "Batı'ya gittim İslam'ı gördüm ama Müslüman yoktu; Doğu'ya geldim Müslümanları gördüm ama İslam yoktu.".
Sİzce,
Norveç, İsveç veya Danimarka gibi hristiyan ülkelerin "Müslüman gibi" algılanmasının sebebi; adalet, dürüstlük, emanete sahip olmak gibi aslında İslam'ın temel ahlakî değerlerinin en güçlü uygulandığı toplumlar olması büyük bir ironi değil midir? Mesela, İslâm dünyasında "Emin" sıfatı, sadece kişinin kendi vicdanında kalan "bireysel bir erdem" iken  Batı'da sistemin işleyişinde yasal garantiye dönüşmüştür ki, ironinin özü budur: Ahlâkı sadece dilde bırakanlar ve sisteme monte edenler. İşte, Muhammed Abduh'un o tespiti, din; bir "kimlik" mi yoksa bir "ahlâk sistemi" midir dedirtiyor.
"Eğer etik değerleri kaybederseniz, geriye sadece çıkarların savaşı ve cehaletin karanlığı kalır."¹¹
Değerli okurlar,
Aslında sistemin, hayatta kalma stratejisi olarak halka enjekte ettiği "içsel cehalet"imiz var. Bu, bilginin yokluğu değil, bilgiye karşı geliştirilen bir savunma mekanizmasıdır ki; İslâm coğrafyasındaki bir insan eğer sorgularsa sahip olduğu dünyasının yani hurafenin masalın yıkılacağını ve gerçekle yüzleşme sancısı geleceğini biliyor olması demektir. Bu bir kısmı için biat etmenin ve "düşünme sancısından" kaçmanın en konforlu! yoludur da. Bu yüzden sistem, cehaleti sadece bir eksiklik olarak değil, bir "huzur limanı!" gibi pazarlıyor diyebiliriz.
İşte,
Bir bumerang misali adeta zihinsel  ve ahlakî bir tıkanıklık, cehaletin fakirliği, fakirliğin çaresizliği, çaresizliğin ise sorgulayamadığımız o otoriteyi beslediği "akıl / nakil" döngüsünde;
ya "Aç" kalanlar ya da "Taç" takanlar var...
Tıpkı ateşle su dikenle gül gibi; bir tarafta hurafelere inanan, masal dinleyen, aç kalırken dahi "takdir-i ilahi" deyip şükreden, "liderim ne yaparsa doğrudur" deyip biat eden cahili cühela; diğer tarafta ihtiras dolu "taç" tak(ıl)an otorite...
İslam ülkelerinin zengin kaynakları dış güçlerin hâkimiyetinde olsa da, "aç kalan"ların fakirliği hiç bitmesin diye "taç takan"ların direndiği bir sistem söz konusudur ve bu bir sorundur.
Bizden biri,
"Atatürk, kısa yaşamında bir barış ortamı oluşturmak amacıyla komşularıyla paktlar kurarak sömürgecileri bölgeden uzak tutmaya çalışmıştır. Günümüzde İslam ülkeleri yöneticilerinin  cüzdanlarıyla emperyalistlere bağlı olduğunu görüyoruz. Norveçliler herhangi bir sorunu çözemediklerinde ve pes etmeden önce 'bir de Mustafa Kemal gibi düşünelim' derlermiş. Zira onlar, 'Mustafa Kemal'in imkansızı mümkün kıldığını' öğrenmişler. Başarı için halkın başındakine güvenmesi ve inanması, onun da aklı ve bilimi kılavuz edinmiş olması gerekir. Eğer halkı açken o sarayında kuş sütü ile besleniyor, lüks içinde yaşıyorsa; komutanlar dahil, kişileri liyakate göre değil de biata göre atıyorsa; gösteriş için yurt dışı geziler yapıyor, harcamaları haber oluyorsa emperyalistler kolayca o adamın yatak odasına girer ve alıp götürürler!.."¹²
Oku, düşün ve sorgula!
"Ne kendimizi ne de başka insanları yaşamın doğrucu aynasında görmek için yeterli çabayı göstermiyoruz. İnsanın kendisini değiştirebilmesi için önce kendisini fark etmesi gerekli. Bu amaçla okumak, yakın ve samimi insanların görüşlerine başvurmak yararlı olabilir. Ama öncelikle olumlu ve niyetli olmak gerekir."¹⁴
Sadece metinleri seslendirmek için değil, aç ve zihinsel karanlığa mahkûm edilirken dahi taç taktıklarını sorgulamak için okumalısın.
Bilmelisin ki, "Küfür etmeyi samimiyet, nezaketi zayıflık, mütevaziliği aptallık, iyi niyeti enayilik, yüzsüzlüğü öz güven, kazık atmayı kurnazlık ve insanların hayatına karışmayı özgürlük sanmadığımız gün kazanacağız."¹³
".....
Evreni, sınırlılığımıza rağmen, kavrayabilmek, bu okumalara bağlı değil midir?
Hem analiz hem sentez...
Tümdengelim,  tümevarım... 
Bir tarafta ritim, renk, şekil...
Bir tarafta ayrıntı, ardıllık, düzen...
Bir kefede imgelem; ötekinde mantık, dil, matematik...
Ve iki lob arasında 'corpus callosum'¹⁵.."¹⁶
Görev ve sorumluluğumuz normal insanın cehaletini yenmekten öte, anormal insanın yaratacağı felaketlerin önüne geçmektir. Zira normal insanın zihnindeki karanlığı eğitimle aydınlatabiliriz ama anormal olmayı seçen birinin gözündeki perdeyi kaldırmak bir muamma olsa gerek. O halde,
"Eğer, dünyayı değiştiremiyorsan dünyayı değiştiremeyenleri değiştir." - Bertolt Brecht¹⁷

Suat Umutlu / 11 Mart 2026

Dipnotlar;
1 Konfüçyüs (M.Ö. 551–479): Çinli filozof ve eğitimci. Ahlaki ve siyasi öğretileriyle Doğu medeniyetinin temel taşlarını oluşturmuş, toplumsal düzenin bireysel erdemle sağlanacağını savunmuştur.
2 Kenan Özek: Antalya.Yazar.
https://www.facebook.com/share/p/1CU4hJ4zMW/
3 Atilla Sezener: Denizli. Hukukçu ve yazar. 
4 Cemil Meriç (1916–1987): Türk yazar, çevirmen ve düşünür. Doğu ve Batı medeniyetlerini derinlemesine incelemiştir.
5 Jean-Paul Sartre (1905–1980): Fransız varoluşçu filozof, yazar ve eleştirmen. İnsanın kendi özgürlüğünü ve kaderini inşa etme sorumluluğunu vurgulayan eserleriyle 20. yüzyıl düşünce tarihine damga vurmuştur.
6 Thomas Paine (1737–1809): İngiliz asıllı Amerikalı siyasetçi, yazar ve devrimci. "Aklın Çağı" gibi eserleriyle rasyonalizmi ve bireysel özgürlüğü savunmuş, monarşiye karşı sert eleştirileriyle tanınmıştır.
7 Albert Camus (1913–1960): Fransız yazar ve filozof. Absürdizm ve varoluşçuluk üzerine eserler vermiş, insanın anlamsız bir evrendeki başkaldırısını ve ahlaki sorumluluğunu işlemiştir.
8 İmam Gazali (1058–1111): İslam âlimi. "Tehafütü'l-Felasife" eseriyle felsefi düşünceye getirdiği eleştiriler, İslam dünyasında aklın geri plana itilmesinde bir dönüm noktası kabul edilir
9 Muhammed Abduh (1849–1905): Mısırlı müftü ve İslam düşünürü. İslam'ın akıl ve bilimle bağdaşabileceğini savunarak, dinin hurafelerden arındırılması ve modern eğitimle harmanlanması gerektiğini savunan reformist bir figürdür.
10 Cemaleddin Afgani (1838–1897): İslam dünyasında siyasi ve fikri uyanışı savunan, sömürgeciliğe karşı İslam birliği (Pan-İslamizm) fikrini öne süren, modernleşmeci ve devrimci bir İslam düşünürüdür.
11 İoanna Kuçuradi (1936– ): Türk filozof. Etik, insan hakları ve felsefi antropoloji alanlarında dünya çapında kabul görmüş, özellikle "değerler felsefesi" üzerine çalışmalarıyla tanınan Türkiye'nin en önemli düşünürlerindendir.
12 Süleyman Çelik: Araştırmacı yazar. Türk aydınlanması, Ortadoğu jeopolitiği ve Atatürkçü düşünce üzerine yoğunlaşan, tarihsel süreçleri güncel siyasetle birleştiren analizleriyle tanınan yazardır.
13 Gürcan Banger : Eskişehir. Gazeteci, yazar.
https://www.istikbalgazetesi.com
14 Rutkay Aziz (1947– ): Türk tiyatro ve sinema sanatçısı. Toplumcu sanat anlayışı ve aydın kimliğiyle tanınan usta isim.
15 Corpus callosum, insanın iki lobun verilerini senkronize ederek evreni hem analiz hem de sentez yöntemleriyle kavramasına olanak tanıyacak biyolojik köprünün tam gelişmemesi sonucu ortaya çıkan, özellikle soyut düşünme ve sosyal koordinasyon gibi süreçlerde güçlük yaratan yapısal bir farklılığı ifade etmektedir.
16 Ayten Özkan: Eskişehir. Yazar, şair. "Büyülü Yorum", Deneme (2010)
17  ​Bertolt Brecht (1898–1956): Alman tiyatro yazarı, yönetmen ve şair. Sanatın toplumu değiştirmek ve uyandırmak için bir araç olması gerektiğini savunan sosyalist bir düşünürdür.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —